KIRIKKALE EGITIMCILER FORUMU

  • Ana Sayfa
  • FORUM
  • Yardım
  • Ara
  • Takvim
  • Giriş Yap
  • Kayıt
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
22 Mayıs 2012, 19:54:55

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz



KIRIKKALE EGITIMCILER FORUMU > DÜŞÜNELİM EĞLENELİM > BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ > Bugün ne oldu?
Sayfa: [1] 2 3 ... 15   Aşağı git
« önceki sonraki »
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bugün ne oldu?  (Okunma Sayısı 23808 defa)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
Bugün ne oldu?
« : 18 Ocak 2009, 21:33:47 »

Tarih: 18 ocak 1911
Gemiye Konan İlk Uçak
San Francisko Körfezi'nde seyreden Amerikan zırhlısı Pennsylvania'nın güvertesinde herşey hazırdı. Geminin arka güvertesinde hazırlanan iniş pisti tamamlanmış, gemiciler pisti tamamen boşaltmıştı. Arada sırada yukarılara bakan gemi komutanı, o güne kadar denenmemiş bir iş için kendi gemisinin seçildiğine memnundu: İlk defa uçak gemiye inecekti.Gerçi daha önce gemiden havalanan uçak olmuştu. Eugene Ely tarafından kullanılan 50 beygirlik, çift kanatlı bir Curtiss uçağı 14 Kasım 1910'da Birmingham kruvazöründen havalanmıştı. Ancak, havalanmakla konmak arasında oldukça büyük fark vardı. Birincisinde uöak pistte hareket ediyor ve tam pistin bitiş yerinde de havalanıyıordu. Konmada ise durum havalanmaktan çok farklıydı ve ayrıca tehlikeliydi de.. Eksenini ve hızını ayarlayamazsa gemiye çarpıp parçalanmasın ihtimali de vardı.
Ely'nin kullandığı Curtiss yavaş yavaş yaklaştı...ve ilk denemede kondu. O anda saatler 11.01'i, takvimler ise 18.01.1911 i gösteriyordu.
Ely, 14 Kasımdaki denemesini tekrarlayarak Pennsylvania'dan havalandı ve Selfridge havaalanına kondu. Böylece artık uçak gemisi doğmuş oluyordu.
Altmış yıl sonra, 85.000 tonluk Enterprise uçak gemisine her 30 saniyede bir uçak konabiliyor veya kalkabiliyordu. Güvertede ise 100'den fazla uçak vardı.
« Son Düzenleme: 15 Mart 2009, 17:44:25 Gönderen: umde » Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 6924


View Profile
Re: Bugün ne oldu?
« Posted on: 22 Mayıs 2012, 19:54:55 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hosgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmaniz için sitemize üye olmanizi öneririm. iyi eglenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bugün ne oldu? oyunlari, Bugün ne oldu? programi, Bugün ne oldu? oyunu indir, Bugün ne oldu? program yükle, Bugün ne oldu? download, Bugün ne oldu? hikayeleri, Bugün ne oldu? resimleri, Bugün ne oldu? haber, Bugün ne oldu? yükle, Bugün ne oldu? videosu, Bugün ne oldu? msn eklentisi, sarki sözleri
Logged
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 3 Kullanici nuray35 (19 Ocak 2009, 18:54:55), metanoya (19 Ocak 2009, 10:29:14), yonetici (19 Ocak 2009, 00:21:13)
acessur

Aktif Üye
**
Üye Puanı 159
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 811
Mesaj Sayısı: 540
Nereden: ÇAVDIR

220 Mesajina Toplam
417 Kere Tesekkür Edildi
119 Mesajina Toplam
156 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 18 Ocak
« Yanıtla #1 : 18 Ocak 2009, 21:42:26 »

paylaşım için teşekkürler...
Kayıtlı

Satrançta piyon yola çıkarda , sonunda yüce vezir olur... Hz. MEVLANA
acessur Nickli Üyemize Tesekkür Eden Kullanici umde (19 Ocak 2009, 02:47:10)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 19 Ocak
« Yanıtla #2 : 19 Ocak 2009, 13:01:58 »

James Watt'ın Buhar Makinesi
İskoçya'nın Glasgow şehrinde, bir profesör, bozulan bir buhar makinsini tamire vermişti.Makineyi tamir eden genç adam 19 Ocak 1736'dadoğmuş olan James Watt idi:
Thomas Newcomen tarafından icat edilen buhar makinesi o devirde çok ilkel bir durumdaydı; çok az bir randıman verebilmek için çok miktarda buhar ve kömür harcıyordu.
Watt, bir yandan makineyi tamir ederken, bir yandan da, enejri kaybı önlediği takdirde makinelerden  büyük yararlar sağlanacağını düşündü. Bu konuda çalışmaya başladı ve sayısız denemeler yaptı. Nihayet genç tamirci 1769 yılında adına layık olan ilk buhar makinesinin beratını aldı.1786 yılında yaptığı bir makina ise yalnız bir pompayı çalıştırmakla kalmayıp, bir değirmeni veya dokuma tezgahını dahi çalıştırabilecek yetenekteydi.
Basit bir teknisyen olan James Watt, herhangi bir ihtirasın peşinde koşmayan, kendi halinde bir insandı. Çalışkan bir sanayici olan Boulton'la tanışmasının büyük yararını gördü. Boulton onu daima destekledi ve tasarladığı makineleri imal etti.
Bugün Walt adı, bir makinenin bir saniyede yapacağı belirli bir iş için gerekli olan gücü ölçmeye yarayan birimin adı olarak kullanılmaktadır. En çok elektrikte kullanılır ve ampullerin üzerinde yazılı olur. Ampullerdeki watt sayısı, ampülün gücünü gösterir. 1 kilovat 1000 watt a eşittir.
Aynı Gün İçinde Diğer Olaylar:
19/01/1950  :Türkiye'de İş Mahkemeleri kurulması kararı alındı.
19/01/1961  :İstanbul'da atlı arabalara plaka verilmemesi kararlaştırıldı.
19/01/1970  :Beyaz Kelebekler müzik grubu yılında bugün Adapazarı yakınlarında kaza geçirdi ve sanatçılardan üçü yanarak öldü.
19/01/1982  :Türk Tarih Kurumu Başkanı Ord. Prof. Enver Ziya Karal.
19/01/2005  :''Türkler: Bin Yılın Yolculuğu 600-1600'' sergisi,Londra'daki Royal Academy of Arts'ta (Kraliyet Sanat Akademisi) açıldı.
« Son Düzenleme: 19 Ocak 2009, 13:11:04 Gönderen: umde » Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 4 Kullanici acessur (19 Ocak 2009, 20:32:54), nuray35 (19 Ocak 2009, 18:54:16), yonetici (19 Ocak 2009, 17:29:20), metanoya (19 Ocak 2009, 14:29:56)
umde Nickli Üyemize Üye Puani Veren Kullanici acessur [+](19 Ocak 2009, 20:32:54)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 20 Ocak
« Yanıtla #3 : 20 Ocak 2009, 19:14:57 »

İlk Çizgi Filmleri Yapan Emile Cohl
20 Ocak 1938'de, Paris banliyölerindeki bir hastahanede, unutulmuş ve fakir bir sanatçı öldü. Bu, ilk çizgi filmlerinin yaratıcısı Emile Cohl idi.
Emile Cohl 4 Haziran 1857'de doğmuştu. Bir mücevhercinin yanında çalışırken ünlü karikatürist Andre Gill'e tanışarak onun öğrencisi oldu. resme olan kaabiliyetini kısa zamanda ilerleterek çeşitli resimli gazetelerde Emile Cohl adıyla çalıştı. İlk sinema filmlerini gördüğü zaman büyük ilgi duydu. Hele bir gün Paris'de, küçük bir sinemada kendi karikatürlerinden alınan bir konuyla karşılaşınca çok heyecanlandı.
"hayalimizde yaşayan varlıkları çizerek, fotoğrafın yerine çizgi resim konsa ne olur?" diye düşünen Emile Cohl, hemen bu düşüncesini gerçekleştirmeye koyuldu ve ilkel makineyle çektiği 2.000 resimden meydana gelen ilk filmini yaptı.
Böylece hareket eden resimlerden meydana gelen ilk çizgi film yapılmış oldu. "Fantasmagorie" denilen ilk filmi 36 metre uzunluğundaydı. Gösterilmesi ise iki dakika bile sürmüyordu. Ancak bu ilk film öyle büyük bir başarı kazandı ki, 1908'den 1910'a kadar, iki yıl içinde Cohl, 60 film yaptı.
O zamanlardan beri çizgi filmler, daima büyük bir ilgi görerek yapıldı ama bugün Emile Cohl'u hatırlayanlar pek azdır.
20 ocak tarihinde olan diğer olaylar:
20/01/1895    Darülaceze kuruldu.
20/01/1918    Gazi Ahmet Muhtar Paşa öldü
20/01/1918    Midilli Kruvazörü, İmroz açıklarındaki mayınlara çarparak battı. I. Dünya Savaşı'nın başında, 11 Ağustos 1914'te İngiliz filosunun izlediği Almanların Goeben ve Breslau gemileri Çanakkale Boğazı'ndan geçmiş ve ilkine ''Yavuz'' ikincisine ''Midilli'' adı verilmişti.
20/01/1921    İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) kabul edildi.
20/01/1923    Ali Şükrü Bey'in Ankara'da yayımladığı Tan gazetesinin ilk sayısı çıktı.
20/01/1923    Türkiye Büyük Millet Meclisi, gizli oturumunda Elcezire bölgesinde bir İstiklal Mahkemesi kurulması kararı aldı.
20/01/1925    Ruben Diario'dan sonra Nikaragua'nın en önemli şairi kabul edilen rahip ve şair Ernesto Cardenal.
20/01/1930    Aya ayak basan ikinci kişi, Amerikalı astronot Edwin Eugene Aldrin, Jr.
20/01/1936    Sinemaların esas filmle beraber bir de "öğretici film" göstermek zorunda olduğuna ilişkin kanun çıktı.
20/01/1936    Ankara'da Sanayi Kongresi toplandı. Toplantıda İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edildi.
20/01/1945    İngiltere'de eğitimini tamamlayan 50 Türkiyeli öğrenciye pilotluk brövesi verildi.
20/01/1957    Şair Ziya Osman Saba, 47 yaşında öldü.
20/01/1992    Flash TV yayın hayatına başladı.
20/01/1997    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), "Demokratik standartların yükseltilmesi paketi"ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Genelkurmay başkanlığına sundu. TÜSİAD raporda Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını da öneriyordu. 
20/01/2005    Kıbrıs Barış Harekatı'nda görev alan tugayın komutanı emekli Tümgeneral Sabri Demirbağ, 84 yaşında İstanbul'da öldü.
20/01/2006    Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesine ilişkin Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozdu. Ağca, Yargıtay'ın kararı doğrultusunda Kartal'da bulunduğu yerden alınarak, Kartal H Tipi Cezaevine konuldu.

Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 2 Kullanici yonetici (20 Ocak 2009, 19:29:57), acessur (20 Ocak 2009, 19:28:46)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 21 Ocak
« Yanıtla #4 : 21 Ocak 2009, 20:04:20 »

İlk Atom Denizaltısı
A.B.D.'ndeki "Electric Boat Company" tezgahlarında inşa edilen "SS 571", denize indirildiği gün takvimler 20 Ocak 1954'ü gösteriyordu. Yeni tip bir denizaltı olan bu geminin, 91 metre uzunluğunda ve 8.50 metre genişliğindeki silindir biçimi çelik gövdesiyle ilk bakışta, elli yıldan beri yapılan diğer denizaltılardan bir farkı yok gibiydi.
Yalnız, bu denizaltı gemisinin, diğerlerinden ayrıldığı tek nokta, atom motoruyla çalışmasıydı. evet bir noktada ayrılıyordu, ama bu çok önemli bir noktaydı. Eski denizaltı gemileri ancak belirli miktarda yakıt alabiliyorlardı; bu yüzden hareket alanları dardı. En büyük bir denizaltı gemisi bile 10.000 milden fazla dolaşamıyor ve su altında ancak birkaç saat kalabiliyordu. Halbuki atom denizaltısı(veya nükleer denizaltı) aylarca deniz altında kalabilmekte ve pilinin iki yılda bir doldurulması gerekmektedir.
1954 yılının sonunda hizmete giren ve "SS 571" diye anılan bu denizaltı gemisine "Nautilus" adı verildi. Gemi ilk yıl ikmal yapmadan 27.000 mil seyretti, bunu 13.000 mili deniz altında geçmişti. 1958 Ağustos'unda ise Kuzey Kutubu'nda, tam kutup noktasından buzların altından geçerek büyük bir başarı sağladı.
20 Ocak günü olan diğer olaylar:
21/01/1522    Rodos fethedildi.
21/01/1774    Padişah III. Mustafa öldü. I. Abdülhamit tahta çıktı.
21/01/1942    Askerlik süresi üç yıla çıkarıldı.
21/01/1943    Varlık Vergisi ödemesinin son günüydü. Vergisini ödemeyen mükelleflerin ev ve işyerlerindeki malları haczedildi, daha sonra da icra yoluyla satış yöntemiyle vergileri tahsil edildi.
21/01/1946    İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu.
21/01/1951    Ankara'ya, Kore'den ilk hasta ve yaralı kafilesi geldi.
21/01/1952    Milli Savunma Bakanlığı bir açıklama yaptı; Kore'de 34 subay, 46 astsubay ve1252 er ölmüş.
21/01/1952    Milli Savunma Bakanlığı, Kore'de 34 subay, 46 astsubay ve 1252 erin şehit olduğunu açıkladı.
21/01/1952    Eski Ordu milletvekili, mizah dergisi Akbaba'nın sahibi Yusuf Ziya Ortaç Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etti.
21/01/1963    21-25 Ocak'da şiddetli soğuklar ülkenin her yanını etkiledi. Elektrikler, sular kesildi, trenler yollarda kaldı; Uludağ'da kar kalınlığı 25 metre.
21/01/1967    Uluslararası Las Vegas Maratonu'nda İsmail Akçay ikinci oldu. İsmail Akçay'ın derecesi 2 saat, 23 dakika, 3 saniyeydi.
21/01/1972    Türk Hava Yolları'nın Marmara uçağı Adana'da düştü. Uçakta yolcu yoktu. Beş kişilik mürettebattan bir hostes yanarak öldü, dört görevli yaralandı.
21/01/1985    1983'ten beri süren Yazarlar Sendikası davası sona erdi; sanıklar beraat etti.
21/01/1992    İstanbul'da evlerde doğal gaz kullanılmaya başladı.
21/01/1996    Filistin'de ilk kez devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. Yaser Arafat devlet başkanı seçildi.
21/01/1997    Atatürkçü Düşünce Derneği, Başbakan Necmettin Erbakan hakkında konutta verdiği yemek daveti nedeniyle suç duyurusunda bulundu.
21/01/2005    İzmit İşletmesinin kapatılmasını protesto için fabrikaya kapanan SEKA işçileri, Kurban Bayramı'nı fabrikada geçirdi.


Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 4 Kullanici metanoya (21 Ocak 2009, 23:37:55), acessur (21 Ocak 2009, 21:55:33), yonetici (21 Ocak 2009, 20:49:46), ulkersel (21 Ocak 2009, 20:20:14)
umde Nickli Üyemize Üye Puani Veren Kullanici metanoya [+](21 Ocak 2009, 23:37:55)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 22 Ocak
« Yanıtla #5 : 22 Ocak 2009, 18:28:36 »

Ridaniye Savaşı
Osmanlı ordusu, 22 Ocak 1517'de, Ridaniye Savaşında Memluk ordularını yendi. Bu savaşın ardından, halifelik Osmanlılara geçti.


Ridaniye Muharebesi, 22 Ocak, 1517 yılının Ocak ayında Osmanlı Devleti ile Memlüklüler arasında geçen bir savaşın adıdır. Bu muharebe Yavuz Sultan Selim'in komutasındaki Osmanlı Devleti ordusu kazanmıştır.

Muharebe öncesi

1516da Yavuz Sultan Selim Osmanlı ordusuyla Memluklu Devletine karşı Suriye ve Mısır seferine çıktı. Suriye'de Memluklu hükümdarı Kansu Gavri komutasındaki Memluklu ordusuna karşı 24 Ağustos 1516'da Mercidabık Muharebesi'ni kazanan Sultan Yavuz Selim, Halep, Hama, Humus ve Şam'ı teslim aldı Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul etti. 21 Aralık 1516'da Sadrıazam Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Han Yunus Şavasında Canberdi Gazali'yi yenerek yoluna devam etti. Yavuz Kudüs'u teslim alıp ziyaret ettikten sonra ordu Gazze'ye yöneldi.

Muharebe

Mercidabık Muharebesi'nden sonra Memlük Devleti'nin başına geçen Tomanbay; Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini öldürmüştü. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 5 gün içinde (11 Ocak-16 Ocak) geçerek, Ridaniye'de Memlük Ordusu ile karşılaştı.

Ridaniye'de yeni Memlüklü Sultanı Tumanbay, Venediklilerden top ve silah alarak kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Memlük Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Memlük Ordusu'nun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi.

Memlük Sultanı Tumanbay çok büyük çabalarla yaptığı savaş hazırlıklarına rağmen 22 Ocak günü Ridaniye Muharebesi'ni kaybetmekte olduğunu anlayınca en cesur askerleri ile bir birlik kurup Osmanlı komut merkezine bir baskın düzenledi. Sultan Selim'in otağı sandığı Veziriazam'ın çadırına girdi ve Veziriazam Sinan Paşa öldürüldü. Bu suiskast baskınının da istenen hedefi bulmaması sonucu, Tumanbey savaş alanından kaçtı.

Böylece 22 Ocak,1517'de Ridaniye Zaferi kazanıldı. Fakat bu savaş çok zayiatlı geçmiş ve her iki taraf da 25.000 kadar asker kaybetmişti.

Sonuçları

Ridaniye Muharebesi çok kesin bir sonuç vermekle beraber savaşının stratejik hedefi olan Mısır'ın fethi hemen ortaya çıkmamamıştır ve Memlûkluler büyük direniş göstermişlerdir. Kahire'yi hiç zayiat ve şehrin sosyal ve ekonomik hayatına zarar vermeden eline geçirmek niyetiyle 25 Ocak'ta Sultan Selim direniş göstermeden teslim olan bütün Memlûklulerin afedilecegini ilan etti.

Fakat Tumanbay ve ona yakın Memlûklu komutanları gerila tipi direniş organize etmeye başladılar ve bu nedenle Kahire ancak üç gün süren çok şiddetli savaştan sonra ele geçti ve şehir kismen yıkıldı ve binlerce kişi öldü. 4 Şubat 1517'de Yavuz törenle Kahire'ye girdi ve "Yusuf Nebi Tahtı"na oturdu.

Memluklular Nil deltasında ve Yukarı Mısır'da direnişe devam ettiler. Fakat fazla zaman geçmeden Osmanli güçleri bu direniş merkezlerini elimine edip Tumanbey'i yakalamayı başardılar. 13 Nisan, 1517'de Tumanbey Kahire kale kapısında asılarak idam edildi.

Bu zaferle birlikte Memlük Devleti yıkılmış, toprakları Osmanlı egemenliğine girmiştir. Memlük Devleti tarihe karışmış ve Osmanlı Devleti Mısır'a hakim olmuş ve Halifelik Osmanlılara geçmiştir. Mısır'da ki kutsal emanetler İstanbul'a getirilmiştir. Osmanlı Devleti Avrupa'nın en güçlü devleti haline gelmiştir.
22 Ocak günü olan diğer olaylar:
22/01/1580    İstanbul Rasadhanesi III. Murat tarafından yıktırıldı.
22/01/1842    Baytar Mektebi (Veteriner Fakültesi) açıldı.
22/01/1873    Kasımpaşa Tersanesi işçileri greve çıktı.
22/01/1901    Britanya Kraliçesi Victoria 82 yaşında öldü.
22/01/1905    Birinci Rus devrimi başladı. Çar birliklerinin Kışlık Saraya dilekçe vermek için yürüyüşe geçen işçilerin ateş açması ve "Kanlı Pazar" günü 500 işçiyi öldürmesi ardından ayaklanmalar baş gösterdi.
22/01/1930    Gazi ve Türklük aleyhine" yayın yapmaktan dolayı Resimli Ay gazetesi aleyhine dava açıldı.
22/01/1932    İlk Türkçe Kuran Hafız Yaşar (Okur ) tarafından Yerebatan Camii'nde okundu.
22/01/1938    Yalova'da ''Termal Oteli'' açıldı.
22/01/1942    İmla Kılavuzu'nun tüm okul ve işyerlerinde kullanılması hakkında genelge yayımlandı.
22/01/1946    Ampul satışları serbest bırakıldı.
22/01/1947    Fransa'da yeni kabineyi sosyalist Paul Ramadier kurdu.
22/01/1949    Çin'de Mao Zedung, Kızıl Ordu ile Pekin'e girdi.
22/01/1950    İstanbul grekoromen güreş takımı İstanbul'da Paris takımını 7-1 yendi.
22/01/1953    Türkiye Milliyetçiler Derneği kapatıldı.
22/01/1959    İzmir Toplu Basın Mahkemesi, Demokrat İzmir gazetesi yazı işleri müdürü Şeref Balçık'a 15 gün, gazetenin sahibi Adnan Düvenci'ye 1 yıl mahkûmiyet cezası verdi.
22/01/1959    Kadın avukatlar, Refik Erduran'a "Bir Kilo Namus" adlı yapıtı nedeniyle açtıkları davadan vazgeçtiler.
22/01/1981    İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nca gözaltına alınan Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yöneticilerinin tümü serbest bırakıldı.
22/01/1987    Yüksek Sağlık Şurası, tüp bebek uygulamasının Türkiye'de de başlatılmasını kararlaştırdı.
22/01/1987    Türkiye- Yunanistan Uyum Antlaşması Avrupa Topluluğu (AT) adına parafe edildi.
22/01/1988    Nazım Hikmet'e vatandaşlık haklarının geri verilmesi için kampanya başlatıldı.
22/01/1989    Sovyetler Birliği'nde ilk kez "Uluslararası Güzellik Yarışması" düzenlendi. Yarışmada Türkiye'yi temsil eden Meltem Hakarar birinci seçildi.
22/01/1996    Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) kuruldu. Partinin genel başkanlığına Doç. Dr. Ufuk Uras seçildi.
22/01/1996    Gazeteci Metin Göktepe'yi öldürdükleri iddiasıyla biri emniyet amiri 24 polis gözaltına alındı.
22/01/1996    Şair Ercüment Uçarı İstanbul'da öldü.
22/01/2000    Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, DYP Şanlıurfa MilletvekiliFevzi Şıhanlıoğlu'nun ölümü ile ilgili davada, MHP Milletvekili Cahit Tekelioğlu'nu 2 yıl 9 ay 10 gün ağır hapse mahkum etti.MHP Milletvekili Mehmet Kundakçı'nın ise beraatine karar verildi.

 

Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 4 Kullanici metanoya (22 Ocak 2009, 21:47:41), ulkersel (22 Ocak 2009, 20:13:08), yonetici (22 Ocak 2009, 19:13:51), acessur (22 Ocak 2009, 19:06:25)
umde Nickli Üyemize Üye Puani Veren Kullanici ulkersel [+](22 Ocak 2009, 20:13:08)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 23 Ocak
« Yanıtla #6 : 23 Ocak 2009, 14:51:59 »

Kamil Paşa hükümeti, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarınca 23 Ocak 1911'de devrildi. Bab-ı Ali Baskını diye anılan darbeyle Sadrazam istifa ettirildi ve yerine Mahmut Şevket Paşa getirildi.
Bâb-ı Âli baskını, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 23 Ocak 1913 günü düzenlenen askeri darbedir.

Arnavutluk'ta çıkan isyan bastırılırken İttihatçılara muhalif Halaskar Zabitan grubu dağa çıktı. Bu kesimin İstanbul'daki yandaşları hükümete verdikleri muhtırada meclisin dağılmasını, Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa başkanlığında yeni bir hükümet kurulmasını istediler.

İttihatçılar boyun eğdi. Gazi Ahmet Muhtar Paşa başkanlığında yeni bir kabine kuruldu (22 Temmuz 1912); ancak güvenoyu alamadı. Sadrazamın isteği üzerine Padişah meclisi fesh etti.

O sırada Balkan Savaşı başlamıştı (8 Ekim 1912). Osmanlı Ordusu subaylarının siyasete karışıp cephelere ayrıldığı ve siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir dönemde ordu savaşa hazır değildi.

Rumeli'nin büyük bir kesimi Osmanlı Devleti'nin elinden çıktı. Alınan yenilgiler Gazi Ahmet Muhtar Paşa'yı istifaya zorladı. Bunun üzerine Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa kabinesi kuruldu (29 Ekim 1912).

Bulgar ordusu Trakya'da ilerleyerek, Çatalca önlerine vardı. Osmanlı ordusunda şiddetli bir kolera salgının başlaması ve Rumeli'den kaçan binlerce göçmenin İstanbul sokaklarında sersefil bir duruma düşmesi, her gün açlıktan ve hastalıktan birçok insanın ölmesine neden oluyordu.

Osmanlı hükümeti Balkan devletleriyle Londra'da masaya oturdu. 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 23. maddesini öne süren büyük devletler, bir Osmanlı eyaleti olan Bulgaristan'ın işlerine açıktan açığa karışmayı hak görüyorlardı.

Büyük devletler Babıali'ye bir nota vererek Edirne'nin Bulgaristan'a ve Ege adalarının kendilerine bırakılmasını istediler. Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan ve ileri gelen devlet adamlarının katıldığı Şura-yı Umumi durumu görüştü.

Balkan Savaşı'nın ilk evresinde alınan yenilgiler ertesi Kamil Paşa hükümeti Londra Konferansı'nda önerilen Midye-Enez sınırını kabule yanaşıyordu. Osmanlı ordusunun Lüleburgaz ve Kırklareli'nde de yenilişi hükümeti büsbütün çıkmaza sokmuştu.

Bu sırada İttihatçılar iktidarı tekrar ele geçirmek için harekete geçtiler. Balkan Savaşı'ndaki yenilgileri ve Edirne'nin Bulgaristan'a terk edilişini fırsat bilerek hükümete karşı darbe planladılar. Baskın cemiyet merkezinde hazırlandı.

Enver Paşa, Talat Paşa, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı, Mithat Şükrü Bleda, Yakup Cemil, Mustafa Necip, Kara Kemal, Doktor Nazım, İzmitli Mümtaz, Silahçı Tahsin, Samuel Israel ve Ömer Naci baskını düzenleyen önde gelen kişilerdi.

23 Ocak 1913 günü Enver Paşa ve İttihatçı fedailerden Yakub Cemil'in başı çektiği grup, cemiyetin Nuruosmaniye'deki merkezinden ata binerek Babıali'ye yöneldi. Bu arada Talat Paşa da bir grup ittihatçıyla Babıali'ye gitmişti.

Ayrıca Babıali binası civarındaki önemli noktalara altmış kadar İttihatçı yerleştirilmişti. Yol boyunca toplanan halkın da katılımyla ellerinde bayraklarla tekbir getiren kalabalık Babıali'ye vardı.

Kabine toplantı halindeyken Enver Paşa ve yanındakiler Babıali'ye girdiler. Sadaret (Başbakanlık) yaveri Ohrili Nafiz Bey müdahale etmek istediyse de öldürüldü. Harbiye nazırının yaveri Kıbrıslızade Tevfik Bey de vuruldu. Bu arada Tevfik Bey'in tabancasından çıkan kurşunla ittihatçılardan Mustafa Necip öldü.

Vurulanlar arasında kapıyı bekleyen polis komiseri Celal Bey'de vardı. Harbiye Nazırı Müşir Nazım Paşa gürültü üzerine kabine toplantısından balkona çıkıp baskıncılara karşı direnip ne oluyor demeye kalmadan Yakub Cemil tarafından alnından vuruldu. Silah sesleri üzerine kabine üyeleri dağılmıştı.

Enver Paşa, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'nın makamına zorla girip, kafasına tabanca dayayıp, sert bir ifadeyle milletin kendisini istemediğini ve istifa etmesi gerektiğini bildirdi. Kamil Paşa asker tarafından gelen teklif üzerine isitifaya mecbur kaldığını padişaha hitaben yazdı. İttihatçılar buna ahali sözcüğünü de ilave ettirdiler.

Böylece istifa gerekçesi ahali ve asker tarafından gelen teklife dönüştü. Bu sırada İttihatçılarin ünlü hatiplerinden Ömer Naci ve Ömer Seyfettin Babıali önünde toplanan kalabalığı çoşturuyor.Yaşasın Millet!.. Yaşasın İttihat ve Terakki! diye bağırtıyordu.

Kısa sürede İstanbul İttihatçıların denetimine geçti. Padişah V. Mehmet (Reşad) İttihatçıların isteği üzerine Mahmut Şevket Paşa'yı kabineyi kurmakla görevlendirdi. Böylece iktidar tekrar ittihatçılara geçti. Aynı gece Cemal Paşa İstanbul muhafızlığını, Azmi Bey polis müdürlüğünü ve Halil Kut merkez kumandanlığını ele geçirdiler.

Talat Paşa dahiliye nazırı vekili unvanını kullanarak vilayetlere çektiği telgrafta Kamil Paşa hükümetinin, Edirne vilayetini tamamen ve Ege adalarını kısmen düşmana bıraktığını ve bu kararını sorumsuz bir meclise tasdik ettirdiğini kaydediyor ve bu nedenle milli galeyan sonucu devrildiğini bildiriyordu.

Kurulan yeni hükümet Ali Kemal ve Rıza Nur gibi muhalifleri tutukladı. Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi, Maliye Nazırı Abdurrahman Bey ve Dahiliye Nazırı Reşid Bey ülke dışına çıkarıldılar.Savaşa girmek ve savaşı beceriksizce yönetmek gerekçesiyle Gazi Ahmet Muhtar Paşa ve Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa kabineleri aleyhine soruşturma açıldı.

Darbe cephede pek değişikliğe neden olmadı. 30 Mayıs 1913 günlü Londra Antlaşması'yla Edirne Bulgaristan'a geçti. Ağır barış koşulları kabul edildi.
23 Ocak günü olan gider olaylar:
23/01/1896    Fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, kendi adı verilen cihazı buldu.
23/01/1925    Şili'de hükümet bir askeri darbeyle devrildi.
23/01/1941    Türk Karikatür Sergisi İstanbul'da açıldı.
23/01/1957    Meclis, Ankara'da Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin kurulmasını kabul etti.
23/01/1962    Üniversite harçlarına zam yapıldı.
23/01/1967    1980 ve 90'larda halter sporunun yıldızı olan Bulgaristan doğumlu Türk halterci Naim Süleymanoğlu
23/01/1973    Vietnam'da ateşkes ilan edildi.
23/01/1974    Türkiye'de Tunceli'nin Yeşilyazı bucağında çığ düştü;15 kişi öldü.
23/01/1974    İsrail askerleri Süveyş Kanalının batısından çekilmeye başladı.
23/01/1975    Vatan Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu faşistler tarafından basıldı. Kerim Yaman adlı öğrenci öldürüldü.
23/01/1976    Amerikalı aktör, şarkıcı ve siyah hakları savunucusu Paul Robeson.
23/01/1978    Türkiye 1. Kömür Kongresi Zonguldak'ta yapıldı.
23/01/1994    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "Kürt Devleti olgusuna hazırlıklı olmalıyız" dedi.
23/01/1995    Yeni Şafak Gazetesi yayın hayatına başladı.
23/01/1995    Posta gazetesi ve Yeni Şafak gazetesi, yayın hayatına başladılar.
23/01/1995    Posta Gazetesi yayın hayatına başladı.
23/01/2005    Edebiyat tarihçisi, yazar Atilla Özkırımlı 63 yaşında İstanbul'da vefat etti.
23/01/2006    Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı, Mehmet Ali Ağca hakkında yeni bir müddetname hazırlayarak, 18 Ocak 2010'da tahliye edilmesini kararlaştırdı.
23/01/1556    Tarihin en yüksek ölü sayısına sahip depremi, Çin'in Shaanxi eyaletinde meydana geldi: yaklaşık 830,000 kişi ölü.


Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 2 Kullanici metanoya (23 Ocak 2009, 23:31:34), yonetici (23 Ocak 2009, 21:33:38)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 24 Ocak
« Yanıtla #7 : 25 Ocak 2009, 15:41:57 »

C asablanca Konferansı, 15-24 Ocak 1943

II. Dünya Savaşı sırasında A.B.D. Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında Fas'ın Casablanca kentinde yapılan görüşme. Konferansa daha sonra sürgündeki Fransız hükümeti adına da Gaulle de katılmışsa da pek bir ilgi görmemiştir. Konferans, 15-24 Ocak 1943 tarihleri arasında müttefiklerin Kuzey Afrika harekatından önce yapılmıştı. Görüşmelerde bu harekatle beraber Sicilya ve Güney İtalya'ya yapılacak çıkarma da ele alındı. Konferans sonunda alınan karara göre Mihver Devletleri kayıtsız şartsız teslim olacaklardı. Bu kararın sebebi I. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Wilson'un 14 noktasına göre teslim olduğunu ileri sürmüş olan Almanya'nın Versailles düzenine bunu göstererek karşı çıkmış olmasıdır. Savaş sonrasında Almanya'nın bu gibi gerekçelere dayanarak sorun çıkarması istenmiyordu.

1941 yılı sonunda Birleşik Amerika'nın savaşa katılmasından sonra Sovyet Rusya'nın üzerinde en fazla ısrarla durduğu nokta, İngiltere ve Amerika'nın Almanya'ya karşı ikinci bir cephe açmak suretiyle, üzerindeki Alman baskısını hafifletmeleriydi. Şimdi 1942 Kasımında Amerikan kuvvetlerinin Fas ve Cezayir'e çıkmaları ile kuzey Afrika savaşlarının sona erdirilmesi mümkün olacağına göre, bundan sonra ne yapılacaktı? Bu mesele Casablanca Konferansı'nın esas konusunu teşkil etmiştir.

Casablanca Konferansı, 14-24 Ocak 1943'de Roosevelt ile Churchill arasında yapılmıştır. Stalin de davet edilmişse de gelememiştir. Konferans'ta şu kararlar alınmıştır:

Rusya üzerindeki baskıyı hafifletmek için Sicilya'ya çıkarma yapmak ve Almanya üzerindeki baskıyı arttırmak;

Balkanlarda ikinci bir cephenin açılmasını mümkün kılmak için, Türkiye'nin de savaşa katılması konusunda gerekli askeri hazırlıkları yapmak;

Almanya'nın mukavemeti yeteri kadar zayıflayınca Avrupa'da da bir cephe açmak ve nihayet "Almanya, Japonya ile İtalya kayıtsız şartsız teslim oluncaya kadar" mücadeleye devam etmek.

Mihver'in "kayıtsız-şartsız" teslim konusunda Konferans'ta alınan karar, Mihver devletlerine hiçbir ümit ışığı bırakmaması ve sonuna kadar dayanma kararını kuvvetlendirmesi ve dolayısıyla da savaşın uzamasına sebep olması gerekçesiyle, sonradan bazı tenkitlere konu olmuştur.
24 Ocak günü olan diğer olaylar:
24/01/1921    Çerkez Ethem'in güçleri dağıtıldı.
24/01/1921    Ankara-Sivas demiryolunun inşasına ilişkin yasa TBMM'de kabul edildi. Bu hattın inşaatı 1930 yılında tamamlandı.
24/01/1927    Eczacılar ve eczaneler hakkında kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
24/01/1938    İzmir Telefon Şirketi hükümetçe satın alındı.
24/01/1946    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sanat Ödülü'nü 35 yaş şiiriyle Cahit Sıtkı Tarancı kazandı.
24/01/1946    BM, Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonunu kurdu.
24/01/1959    İstanbul Küçükyalı'da Neşe Sineması çöktü; 37 kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı.
24/01/1972    İsmet İnönü "Siyasi suçlar için idam olmamalı" dedi ve sıkıyönetimin kaldırılmasını istedi.
24/01/1980    Demirel hükümetinin ekonomik istikrar programı açıklandı. " Kararları" olarak anılan program Türkiye ekonomisinde yeniden yapılanma dönemini başlattı. ilk olarak TL yüzde 48,9 devalüe edildi.
24/01/1983    1. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Cumhuriyet gazetesinin basımı, yayımı ve dağıtımını yasakladı. Nadir Nadi ve yazı işleri müdürü Okay Gönensin hakkında dava açıldı.
24/01/1993    Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.
24/01/1994    Türkiye'nin ilk haberleşme uydusu TÜRKSAT-1 fırlatıldıktan 12 dakika 12 saniye sonra okyanusa düştü.
24/01/2001    Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 4 koruması ve şoförü, silahlı saldırıda şehit edildi.
24/01/2006    Tiyatro ve sinema sanatçısı Mümtaz Sevinç, Üsküdar'daki evinde bıçaklanarak öldürüldü. Cinayetle ilgili olarak sevgilisi Banu Daldır gözaltına alındı.

Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden Kullanici yonetici (06 Şubat 2009, 19:32:03)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 25 Ocak
« Yanıtla #8 : 25 Ocak 2009, 15:47:15 »

Sırp Sındığı Zaferi
Islâm memleketlerine yönelen ve "Haçli Seferleri" diye anilan tecâvüz hareketleri, bir asra yakin zamandan beri durmustu. Fakat, Osmanli Türkleri'nin Bati Trakyayi elde etmeleri ve Bulgaristan ortalarina kadar sokulmalari, Haçlilik ruhunun hortlamasina sebebiyet verdi. Filibe'nin zapti sirasinda kaçan ve Sirbistan'a siginan Rum kumandani, vakit geçirmeden Türkler üzerine yürünmesini tavsiye ediyor, devamli tahriklerde bulunuyordu. Ancak, Sirplar'in da Bulgarlar'in da bu macerayi göze alabilecek kuvvet ve cesaretleri yoktu. Türkler'i geri püskürtmeye çalisirken, ellerindeki topraklan kaybedebilirlerdi. Ayrica, Balkan kavimleri, kendilerine din, can, mal ve kazanç hürriyeti getiren Islâm idaresinden memnundular; tekrar eski kötü jönlere dönmeyi istemiyorlardi. Denizci bir devlet olan Venedikliler ise, Dogu'daki ticarî menfaatlerinin haleldar olacagi korkusuyla, tarafsiz kalma siyasetinden ayrilmiyorlardi.

Osmanlilar'a karsi çikabilecek tek devlet Macaristan'di. Balkanlar'i da hâkimiyeti altina alma sevdasina düsen Macar Krali Layos, böylece hazirlanmaya basladi.

Iste o siralarda, Papa V. Urban da, Macar ve Sirp krallari ile Eflâk (Romanya) ve Bosna prenslikleri arasinda askeri ittifak kurulmasina önayak oldu. Tarihlerimizde umumiyetle 60 bin kisi olarak gösterilen Haçlilar, Macar Krali Layos kumandasinda Edirne'ye dogru yürüdüler.

Sultan Murad, o sirada Bursa'da bulunuyordu ve Türk ordusunun büyük kismi Anadolu'da idi. Rumeli Beylerbeyi Lala Sahin Pasa, bir taraftan padisaha haber yollarken, bir taraftan da Haci Ilbeyi kumandasindaki 10 bin kisilik akinci kuvvetini, kesif gayesiyle göndermisti.

Herhangi bir mukavemet görmeden ilerleyen Haçli ordusu, Meriç nehrini geçtikten sonra, Edirne'nin birkaç kilometre ötesinde durakladi. Taarruza geçtikleri anda, bu sehri zaptedecekleri ve Trakya'nin güneyine sarkacaklari muhakkakti. Çünkü, Bursa'dan yola çikacak Osmanli ordusu, kisa zamanda oraya erisemezdi.

Haci Ilbeyi, konak yerinde eglenceye dalan ve müstakbel zaferlerin tadini simdiden çikarmaya kalkan Haçlilar'a karsi, bir gece baskini düzenlemeyi kararlastirdi. Kimseden talimat almamisti ve bu tehlikeli tesebbüsten zararli çikilirsa, kendi elleriyle idam fermanini hazirlamis olacakti. Fakat, gece karanliginda hücuma geçen 10 bin Türk akincisi, düsmani tam gaflet halinde bastirdilar. "Koyun sürüsüne dalan kurt gibi" neye ugradiklarini sasiran Haçli askerlerini kiliçtan geçirdiler. Kaçabilenlerin çogunlugu da Meriç sularinda boguldu. Kral Layos ise, canini güçlükle kurtararak memleketine dönebilmisti. Osmanlilar'in, müttefik Hiristiyan ordularina karsi elde ettigi bu zafer, tarihlerimizde "Sirp Sindigi" olarak anilir.

Öte yandan, Sultan I. Murad Bursa'dan hareket etmis, Gelibolu'ya geçmeden önce, Katalanlar elinde bulunan Karabiga'nin fethini kararlastirmisti. Çünkü, ordusunun arkasini emniyete almak istiyordu. Sirp Sindigi Zaferi'nin haberi ulasinca, denizden ve karadan yaptigi taarruzun siddetini arttirdi ve nihayet kaleyi düsürerek, Marmara'nin güney sahillerindeki Türk hâkimiyetini tamamladi. Bu arada, Gazi Evrenos Serez'i fethetmisti.

Sirp Sindigi Zaferi, devlet merkezinin Bursa'da tutulmasinin mahzurlu olacagini göstermisti. Çünkü, Osmanlilar'a yönelecek tehlikeler, simdilik sâdece Hiristiyan dünyâsindan geliyordu. Ayrica, devletin istikbâli de, Rumeli'de tutunmasina bagli idi. Bu sebeple, Edirne sehri askeri merkez haline getirildi.

Bizans Imparatoru V. loannes Paleologos, Türkler'in Rumeli'de kazandigi topraklan istirdada çalismayacagini ve Türk düsmanlari ile ittifak kurmayacagini taahhüt etmisti ama, el altindan bunun aksi faaliyette bulunmaktan vazgeçmiyordu. Nitekim, gizlice Macaristan'a gitmis ve kendisine yardim edilirse, Ortodoks mezhebini birakip Katolik olacagina söz vermisti. Fakat, memleketine dönerken, Bulgar Krali Ivan Sisman, onu yakalatarak Nigbolu kalesine hapsetmisti.

O sirada, Macar Krali Layos, Papa nezdindeki tesebbüslerine hiz vermisti. Böylece, bir taraftan Papa'nin Türkler aleyhindeki tahrikleri, bir taraftan da Bizans imparatoru'nu kurtarmak maksadiyla, Savua Kontu VI. Amadeo, 15 kadirga ile yola çikti. Ugradigi Agriboz ve Midilli adalarindan yardimci kuvvetler alip Çanakkale Bogazi'na girdi ve 1366'da Gelibolu'yu zaptetti. Türklerin donanmalari bulunmadigi için, bu isgali önleyememislerdi. Ancak, 1367 Haziran'inda Bizans'a birakilan Gelibolu, kisa bir müddet sonra tekrar Türk topraklarina katilacaktir.
25 Ocak günü olan diğer olaylar:
25/01/1874    İngiliz romancı, oyun ve kısa öykü yazarı W. Somerset Maugham.
25/01/1926    Şeker, petrol ve benzin inhisarı (tekeli) hakkında kanunlar kabul edildi.
25/01/1936    İstanbul'da vapurculuk şirketi ile bütün kabotajın Denizyolları İdaresine geçmesini sağlayan sözleşme imzalandı.
25/01/1938    İzmir Telefon İşletmesinin hükümetçe satın alınmasına dair sözleşme Ankara'da imzalandı.
25/01/1939    Celal Bayar hükümeti istifa etti.Yeni hükümet Refik Saydam başkanlığında kuruldu.
25/01/1941    Ankara radyosu Sırpça yayına başladı.
25/01/1949    İsrail'de seçimler yapıldı; İşçi Partisi kazandı.
25/01/1950    Amerika'da eski bürokrat Alger Hiss, hiç bir kanıt bulunmaksızın, komünist casus olduğu gerekçesiyle, 5 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildi.
25/01/1950    Şiddetli kış nedeniyle İç Anadolu ve Doğu Anadolu'da yollar kapandı, Çubuk Barajı dondu.
25/01/1952    Özelleştirme devam ediyor; Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı kibrit tekelinin kalktığını açıkladı; özel sektör kibrit üretebilecek.
25/01/1952    Liseler 4 yıla çıkarıldı.
25/01/1952    Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayımladı;1952-1953 öğrenim yılından itibaren lise eğitimi 4 yıla çıkarılacak.
25/01/1954    Ankara'da sıcaklık -30 dereceye düştü; okullar tatil edildi.
25/01/1968    Türk Ordu Futbol Takımı dünya şampiyonu oldu.
25/01/1987    "Muhteşem Süleyman Sergisi" Washington'da Ulusal Sanat Müzesi'nde açıldı. Sergi 30 milyon dolara sigortalandı.
25/01/1988    Türkiye Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi'ni imzaladı.
25/01/1991    Bakanlar Kurulu, Kürtçe konuşma ve şarkı söylemeyi serbest bıraktı.
25/01/1997    Yaşar Kemal Uluslararası Nonino Ödülü'nü İtalya'da düzenlenen bir törenle aldı.
25/01/2003    Eski Devlet Bakanı Aysel Baykal 64 yaşında öldü.
25/01/2006    Dünyanın en büyük küreselleşme karşıtı eylemlerinden olan Dünya Sosyal Forumu Venezuela'da başladı.






« Son Düzenleme: 25 Ocak 2009, 16:56:13 Gönderen: umde » Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 2 Kullanici yonetici (06 Şubat 2009, 19:32:08), metanoya (26 Ocak 2009, 00:00:15)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 26 Ocak
« Yanıtla #9 : 26 Ocak 2009, 18:30:56 »

Çiçek aşısını bulan İngiliz hekim Edward Jenner.
Edward Jenner İngiliz hekim. 17 Mayıs 1749 da İngiltere’nin Gloucestershire, Berkeley şehrinde doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Babası gibi papaz olan ağabeyi tarafından büyütüldü. İlkokulu bitirdikten sonra bir cerrahın yanında çırak olarak çalıştı. Çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra Londra’ya giderek St. George Hastahanesinde çalışan John Hunter’in asistanı oldu. Biyoloji eğitimi ve deneylerine ek olarak cerrahi alanında da yetişti. Londra’da iki yıl kaldıktan sonra 1773’te taşra hekimliği yapmak üzere Berkeley’e döndü.

Müslüman-Türkler tarafından eskiden beri bilinen, tedavi yolları ve aşısı uygulanan “çiçek hastalığı” konusunda incelemeler yaptı. İnekten insana geçen ve nisbeten zararsız olan inek çiçeğini geçirenlerin, sonradan yeniden hastalıkla karşılaşsalar bile çiçek hastalığına yakalanmadıklarına dikkat etti. Hastalığın bu özelliğini düşünerek, ineklerde görülen çiçek hastalığının yalnız çiçeğe karşı koruma sağlamakla kalmayıp belli bir korunma mekanizması olarak kişiden kişiye aktarılabileceği neticesine vardı. 1796 da Sarah Nelmes adlı genç bir sütçü kızın parmaklarında yaptığı çiçek aşısı denemesinin sonuçlarını yazdığı bir makaleyle Royal Society’ye gönderdi. Fakat makalesi reddedildi. Bunun üzerine 1798’de, Müslüman-Türklerde çiçek hastalığı ve tedavi usulleriyle ilgili olarak uzun zamandır uygulanan bilgileri derledi. Kendi buluşu gibi göstererek İnek Çiçeği Olarak Bilinen Hastalığın Sebepleri ve Etkileri Üzerine Bir İnceleme adlı kitabı yayınladı. Jenner’in çalışmaları üzerine “çiçek aşısı” uygulaması Avrupa’ya ve Amerika’ya yayıldı. Böylece kısa zamanda Ünlü olan Jenner bazı ödüller aldı. Karısının 1815’te veremden ölmesinden sonra toplumdan uzak ve yalnız kaldı. 26 Ocak 1823’te Berkeley’de öldü.

Edward Jenner Batılılar tarafından haksız olarak çiçek aşısını bulan hekim olarak anlatılmaya çalışılıyorsa da gerçekte “çiçek aşısı”nı bulanlar Müslüman-Türklerdir. Jenner henüz doğmamışken 1717’de Türkiye’de bulunan İngiliz elçisi Lord Montague’nin eşi Lady Mary W. Montague İstanbul’da çocuklarını çiçek hastalığına karşı aşılatmış ve bu tekniği İngiltere’ye yazmıştı. Madam Mentague Edirne’den Nisan 1717 tarihinde Madam S.C’ye yazdığı uzun bir mektubun sonunda şunları bildirmişti:

“Kimsenin aşıdan öldüğü görülmemiş. Bu uygulamanın iyiliğine ben de o derece inanıyorum ki sevgili yavruma yaptırmaya karar verdim. Vatanımı çok sevdiğim için bu usulün memleketimize girmesini istiyorum. Hekimlerimizin kendi çıkarlarını insanlığın iyiliğine feda edecek ve gelirlerinin önemli bir kısmının kaybolmasına razı olacak derecede çalışacaklarına inansam bunu özellikle onlara yazmaktan çekinmezdim. Fakat aksine onları kızdırmaktan korkarım. Kendileriyle iyi geçinmemek pek tehlikeli olur. İhtimal ki İngiltere’ye döndüğümde onlara bir savaş açmak cüretinde bulunurum.”

Mentague’nin bu mektubu hiçbir iddia ile yok edilemeyecek derecede sağlam bir belgedir. Aşının Türkiye’den Avrupa’ya geçmesine de bu mektup sebeb olmuştu. Hıristiyanlığın en revaçta olduğu Ortaçağda ve tam bir zulmet diyarı olan Avrupa’da insanlar hastalıktan kırılıyordu. Çiçek hastalığının aşısı da batılılar tarafından bilinmiyordu. 1774’te Fransa Kralı Onbeşinci Louis çiçek hastalığından ölmüştü.

Berlin Prusya kraliyet eczacısı ve hekim olan Casper Neuman’ın Almanca eserinde Türk tababet ve kültür tarihi hakkında önemli bilgiler vardır. Çiçek aşısını “Türkiye’de kullanılan çiçek aşısı metodu” deyimi ile anlatmaktadır. Çok uzun bir zamandan beri Türkler tarafından kullanılan çiçek aşısı, ancak 1700 yıllarından sonra İngiltere’de mahkumlarda denenmek suretiyle kullanılmaya başlamıştır. Türk usulü çiçek aşısı 1745’ten sonra İngiltere’den Rusya’ya, İsveç’ten İtalya’ya ve Fransa’ya kadar yayıldı. Bu yayılmanın yanı sıra 1796 yılında Edward Jenner, Vaccination şeklinde inekten alınarak insana aşılama usulünü geliştirdi.

Türklerde çiçek aşısı; çiçek hastasının çiçek kabarcıklarından alınan iltihabın, sağlam kimselerin derisi üzerinde açılan küçük çizik üzerine sürülmesi suretiyle yapılıyordu. Jenner ise ineklerin memelerinde meydana gelen çiçek kabarcıklarından aldığı iltihabı sağlam ineklere tatbik etmiştir. İnek aşısı olarak bilinen bu aşı usulü Jenner tarafından ortaya konulmuştur. Jenner yeni usulü tatbike başlayıncaya kadar Türk usulü çiçek aşısı yapılıyordu. Dolayısıyla Jenner çiçek aşısını bulmamış, yeni bir usulü ortaya çıkarmıştır. Yoksa çiçek aşısını bulan Jenner değil Türklerdir.

26 Ocak günü olan diğer olaylar:
26/01/1921    İstanbul Tramvay işçileri greve çıktı.
26/01/1924    Vladimir İlyiç Lenin'in onuruna Petrograd'ın adı Leningrad olarak değiştir.
26/01/1948    Milli Korunma Mahkemeleri kaldırıldı.
26/01/1948    Kurtuluş Savaşı komutanlarından Orgeneral Kazım Karabekir öldü.
26/01/1948    Türkiye Büyük Millet Meclis'i Başkanı, emekli General Kâzım Karabekir.
26/01/1950    Hindistan'da cumhuriyet ilan edildi.
26/01/1950    Hindistan anayasası kabul edildi. Dünyanın en kalabalık demokrasisi kuruldu.
26/01/1958    Klasik müzik bestecisi Bülent Arel'in Beş Sonnet adlı yapıtı ilk kez seslendirildi.
26/01/1959    Bağdat Paktı Konseyi Karaçi'de toplandı. Toplantıya, Türkiye adına Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu katıldı.
26/01/1959    Ankara Telgraf gazetesinin sahibi ve yazı işleri müdürü Fethi Giray Ankara Cezaevi'ne girdi. Fethi Giray 17 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
26/01/1963    Hürriyet gazetesi muhabiri Yüksel Kasapbaşı, foto muhabiri Abidin Behpur ve şoför Yüksel Öztürk göreve giderken donarak öldüler.
26/01/1966    İstanbul'un çeşitli semtlerinde "köylü pazarları" kurulması çalışmalarına başladı. Amaç, halkın daha ucuz sebze ve meyve yiyebilmesi idi.
26/01/1969    Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş İstanbul İl Gençlik Kongresi'nde "Hareket başladı" dedi.
26/01/1970    Necmettin Erbakan ve 17 arkadaşı Milli Nizam Partisi'ni kurdu.
26/01/1972    Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderildi.
26/01/1973    Fikir suçundan cezaevinde bulunan Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Alpay Kabacalı, İrfan Derman ve Yaşar Kemal yargılandı.
26/01/1973    Amerikalı sinema oyuncusu Edward G. Robinson.
26/01/1974    Türk Hava Yolları'nın Van adlı yolcu uçağı İzmir Cumaovası Havaalanı'nda pistin100 metre uzağında yere çakıldı; 63 kişi öldü.
26/01/1974    Bülent Ecevit başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)- Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyonu hükümeti göreve başladı.
26/01/1978    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Feyyaz Berker ve Yönetim Kurulu üyesi Rahmi Koç Türk Ceza Kanunu'nun (TCK)141.,142. ve163. maddelerinin kaldırılmasını istediler.
26/01/1979    Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Pol-Der, Pol-Bir, Pol-Ens ve Tem-Der'in çalışmalarını durdurdu.
26/01/1984    Türkiye İşçi Partisi davası sonuçlandı;102 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.
26/01/1992    12 Eylül'den sonra ilk kez memur eylemi düzenlendi. İstanbul'daki eyleme 5 bin memur katıldı.
26/01/2000    İstanbul Devlet Konservatuvarının kurucusu Fuat Türkay İstanbul'da 93 yaşında öldü.
Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 3 Kullanici yonetici (06 Şubat 2009, 19:32:14), metanoya (28 Ocak 2009, 14:28:52), ulkersel (27 Ocak 2009, 00:11:30)
YASİNB

Yeni Üye
*
Üye Puanı 11
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7027
Mesaj Sayısı: 80
Nereden: KIRIKKALE

ஜఋ ∂єℓιρσуяαz ఋஜ

42 Mesajina Toplam
78 Kere Tesekkür Edildi
10 Mesajina Toplam
11 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri Site
: Bugün ne oldu?
« Yanıtla #10 : 26 Ocak 2009, 19:11:22 »

tşk oku oku bitmez
Kayıtlı

ஜఋ  ∂єℓιρσуяαz   ఋஜ
YASİNB Nickli Üyemize Tesekkür Eden Kullanici metanoya (26 Ocak 2009, 21:33:32)
turuva2007

*
Üye Puanı 121
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 16
Mesaj Sayısı: 578
Nereden: KIRIKKALE

YA İSTİKLALLLL YA ÖLÜMMMM!

252 Mesajina Toplam
459 Kere Tesekkür Edildi
84 Mesajina Toplam
120 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu?
« Yanıtla #11 : 28 Ocak 2009, 03:56:01 »

Güzel çalışma.Güzel araştırma.
Kayıtlı

YA İSTİKLALL YA ÖLÜMMM !
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 27 Ocak
« Yanıtla #12 : 31 Ocak 2009, 04:46:48 »

Wolfgang Amadeus Mozart
27 Ocak 1756'da Avusturya'da Salzburg şehrinde doğdu. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kızkardeşi Maria Anna (Nannerl)'ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.
Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.
Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.
Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar.
O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.
Ondört yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.
Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.
Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.
Mozart'ın otuzaltı yaşını doldurmadan 5 Aralık 1791'de Viyana'da öldü. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.

27 Ocak günü olan diğer olaylar:
27/01/1880    Thomas Edison elektrik ampulünün patentini aldı.
27/01/1918    ABD'li romancı Edgar Rice Burroghs'un yarattığı ''Tarzan''ı konu alan ilk film, ''Tarzan of the Apes''(Gorillerin Tarzanı) adıyla ABD'de gösterime girdi. Aktör Elmo Lincoln beyazperdenin ilk ''Tarzan''ı oldu.
27/01/1923    Almanya'da Nazi Partisi'nin ilk kongresi toplandı. Toplantıda konuşan Adolf Hitler, Versailles Antlaşması'nın iptal edilmesini istedi.
27/01/1923    İzmir'e gelen Mustafa Kemal Paşa, Karşıyaka'da trenden inerek, Ege gezisine başladığı gün (14 Ocak) ölen annesinin kabrini ziyaret etti.
27/01/1926    İskoç buluşçu John Logie Baird, Londra'da ilk gerçek televizyon yayınını yaptı. İletişim ve eğlence dünyasında yeni bir çığır açıldı.
27/01/1934    İpek Film Stüdyosu senaryo yarışması açtı.
27/01/1934    Fransa'da Camille Chautemps istifa etti, yeni hükümeti Edouard Daladier kurdu.
27/01/1937    Cenevre'de Milletler Cemiyeti toplantısında Hatay'ın bağımsızlığı kabul edildi.
27/01/1940    Milli Koruma Kanunu Resmi Gazete'de yayınlandı.
27/01/1943    Varlık Vergisini ödemeyen mükellefler, borçlarını "bedenen çalışarak ödemeleri" için çalışma kamplarına gönderildi. Tümü İstanbullu gayrimüslimlerden oluşan 32 kişilik ilk kafile Aşkale'ye doğru yola çıktı.
27/01/1945    Auschwitz toplama kampı Sovyetler tarafından ele geçirildi; 5 bin tutuklunun bulunduğu ve çoğunun hastalık ve açlıktan ölmek üzere olduğu bildirildi.
27/01/1947    Okullar dışında, din eğitimi yapılmasına izin verildi. Okul dışı din eğitimi hükümetin gözetiminde yapılacak.
27/01/1948    İlk teyp satışa çıktı.
27/01/1954    Millet Partisi kapatıldı; din esasına dayanan ve amacını gizleyen bir parti olduğu iddia edildi, yöneticileri de birer gün hapis ve 250'şer kuruş para cezasına çarptırıldı.
27/01/1954    Köy enstitüleri ile ilk öğretmen okullarını "ilk öğretmen okulları" adı altında birleştiren yasa Meclis'te kabul edildi.
27/01/1954    Köy Enstitüleri kapatıldı.
27/01/1958    Kıbrıs'ta 10 bin Türk "taksim" lehinde gösteri yaptı. İngiliz askerleri topluluğun üzerine zırhlı araçlarla yürüdü, yaralananlar oldu.
27/01/1965    Ord. Prof. Ali Fuat Başgil'in 5 yıl hapsi istendi. Ali Fuat Başgil İsviçre'de Fransızca olarak 27 Mayıs Askeri İhtilali adlı bir kitap yayınlamıştı.
27/01/1967    Apollo 1 uzay aracı yandı; astronotlar Grissom, White ve Chaffee öldü.
27/01/1967    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri yeni yönetmelik hükümlerini protesto için boykota başladılar.
27/01/1969    İstanbul Aksaray'daki Küçük Opera Tiyatrosu tamamen yandı.
27/01/1969    Teksif Sendikasına bağlı 5 fabrikada daha grev başladı. 7915 işçi işi bıraktı.
27/01/1971    Türkiye İşçi Partisi Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay öldürüldü.
27/01/1972    Süleyman Demirel, "Rejimi değiştirme gayreti siyasi suç değildir" dedi.
27/01/1973    Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Yardımcısı Bahadır Demir, bir Ermeni teröristin saldırısında öldü.
27/01/1973    ABD ve Vietnam ateşkes anlaşması imzaladı.
27/01/1980    Beyoğlu'ndaki tarihi ''Markiz Pastanesi'' kapandı.Markiz, 23 Aralık 2003'te yeniden açıldı.
27/01/1984    Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ü öldürmekten sanık İbrahim Çiftçi hakkındaki ölüm cezası kararı yargıtayca bozuldu. Altı yıldır tutuklu bulunan İbrahim Çiftçi tahliye edildi.
27/01/1988    Server Tanilli'nin Nasıl Bir Demokrasi istiyoruz adlı kitabı toplatıldı.
27/01/1991    Somali diktatörü Muhammed Siyad Barre isyancıların başkent Mogadişu'yu ele geçirmesi üzerine ülkeden kaçtı.
27/01/1994    Özgür Gündem gazetesinin Ankara temsilciliğinde patlama oldu. Gazetenin Ankara Haber Merkezi'ne de molotof kokteyli atıldı.
27/01/1994    İçişleri Bakanı Nahit Menteşe İstanbul Kumkapı Polis Karakolu'nda gözaltına alınan Vakkas Dost isimli vatandaşın polis memuru Nurettin Öztürk tarafından dövülerek öldürüldüğünü açıkladı.
27/01/1995    Eylül 1994'ten beri Paris'te cezaevinde bulunan Dev-Sol lideri Dursun Karataş 1995'te serbest bırakıldı. Dursun Karataş sahte kimlikle Fransa'ya giriş yaparken tutuklanmıştı.
27/01/1996    Bodrum açıklarındaki Kardak kayalıklarına Yunan ve Türk gazetecilerin ayrı ayrı bayrak dikmeleri Türkiye ile Yunanistan arasında gerilim yarattı.
27/01/1996    Çocuk Hakları Sözleşmesi Türkiye tarafından çekince koyularak kabul edildi.





Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden Kullanici yonetici (06 Şubat 2009, 19:32:25)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 28 Ocak
« Yanıtla #13 : 31 Ocak 2009, 05:17:45 »

Misak-ı Millî (Ulusal Yemin)

Erzurum ve Sivas Kongreleri' nde saptanıp olgunlaştırılan ilkeler doğrultusunda 28 Ocak 1920' de son Osmanlı Mebuslar Meclisi' nin gizli oturumunda oybirliği ile kabul edilen ve Türkiye' nin kabul edebileceği barış koşullarını açıklayan 6 maddelik bildiridir. Misak-ı Milli temelde Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı'nın bir programı niteliğindedir.

Günümüzde; ABD, AB ve Ortadoğu'daki bazı bölgesel yönetimlerin , Türkiyemiz'in haritasını değiştirmeye yönelik hayallerinede iyi bir cevap oluşturacağını düşünüyorum.

Misak-ı Millî (Ulusal Yemin) "Yazar, Cihangir ER ,Kaynak , Prof.Dr.İlker ALP ,İstanbul"

"Misâk-ı Millî'ye temel olan ilk metin, Mustafa Kemal Paşa tarafından, 1920 yılının Ocak ayı başlarında, tek tek veya gruplar halinde, Ankara'ya gelen milletvekilleriyle yapılan görüşmeler sırasında, Kongre kararları ve durum esas alınarak belirlenmiştir"

Türk milletinin kazandığı Millî Mücadele ile devletimizi tarih sahnesinden kaldırmayı öngören 1920'li Sevr Antlaşması kesinlikle reddedilmiş, millî sınırlarımız tespit edilmiş ve bu hususlar 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması'yla milletlerarası platformda teyit edilmiştir. Buna rağmen, XXI. yüzyıla girdiğimiz bu yıllarda, dış kaynaklı özendirmelerle kışkırtmalar ve içteki işbirlikçilerin gayretleri ile Sevr'i yeniden canlandırmaya ve Türkiye'yi küçültmeye yönelik girişimlerin arttığı gözlenmektedir. Öyle ki Batılı emperyalistler, Türk Devleti'ni ülkesi ve milletiyle parçalayıp yok etmeye yönelik açık ve gizli diplomatik, siyasî, iktisadî, sosyo-kültürel vs. yönlerdeki faaliyetlerini sürdürmektedirler. Söz konusu faaliyetlerin etkisiyle veya bilinçli olarak milletimizin düşüncesini değiştirmek amacıyla sürdürülen propagandalar sonucunda, Türk millî sınırlarına dahil olan yerlerle ilgili çoğu kez farklı görüşler öne sürülmektedir. Bu yüzden, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu aşamasında millî sınırlarımızın tespitinde Atatürk'ün oynadığı rolü ve temel alınan kriterleri, birinci elden belgeler ve bilimsel bir yaklaşımla araştırarak kamuoyuna açıklamak gerçeklerin ortaya çıkması bakımından faydalı olacaktır.

Türk Millî Sınırları'nın hangi prensiplere dayanılarak belirlendiği konusu gündeme geldiğinde, hiç düşünmeden "Misak-ı Millî Beyannamesi'ne göre" cevap verilmelidir. Çünkü Misak-ı Millî ile millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırları, Millî Mücadele'nin ana ruhu, Türk dış politikasının hedefleri, devletin bağımsızlığı, milletin geleceği ve devamlı bir barışın sağlanması için yapılabilecek en son fedakârlıklar tesbit edilmiştir.

Misâk-ı Millî'ye temel olan ilk metin ise, Mustafa Kemal Paşa tarafından, 1920 yılının Ocak ayı başlarında, tek tek veya gruplar halinde, Ankara'ya gelen milletvekilleri ile yapılan görüşmeler sırasında, ülkenin mevcut durumu gözönünde bulundurularak ve Erzurum ile Sivas Kongreleri kararları da esas alınarak belirlenmiştir [1].

Hazırlanan bu metin, Hey'et-i Temsiliye'nin tüm üyeleri tarafından imzalanmıştır. Heyette kâtiplik ve sözcülük görevi yapmakta olan Trabzon Milletvekili Hüsrev Sami (Gerede) Bey'e de teslim edilerek İstanbul'a gönderilmiştir [2].

Bu millî program, 28 Ocak 1920'de Meclis-i Meb'usan'ın gizli bir oturumunda gündeme getirilmiş ve bütün milletvekilleri tarafından kabul edilerek imzalanmıştır [3].

17 Şubat 1920 tarihinde, Edirne Milletvekili Mehmed Şeref Bey, Ahd-ı Millî'nin görüşülmesini ve Avrupa parlamentolarıyla bütün basına bildirilmesini teklif etmiştir [4]. Yapılan müzakerelerde ise milletvekilleri Misâk-ı Millî'yi destekleyen konuşmalarda bulunmuşlardır.

Hattâ, "Ahd-ı Millî Meclis-i Meb'ûsân'ın vücûda getirdiği en mühim bir vesîkadır." değerlendirmesini yapmışlardır. Daha sonra bu belge oy birliği ile onaylanmış, iç ve dış kamuoyuna ilân edilmesine karar verilmiş ve gereğinin yapılması için Meclis Başkanlığı'na yetki tanınmıştır [5]. Bu kararlardan sonra, "Ahd-ı Millî Esâsları" metni, Meclis matbaasında tek yapraklı örnekler şeklinde çoğaltılarak gazetelerde yayınlanmış ve 24 Şubat'ta Avrupa parlamentolarına sunulmuştur [6].

İşte bu belge tarihe "Misâk-ı Millî", " yani millî yemin, millî and, millî sözleşme olarak geçmiştir. Böylece Türk Milleti'nin düşüncelerinden oluşan, daha önce Erzurum ve Sivas kongrelerinde şekillenen ve barış şartlarını içeren, Misâk-ı Millî adlı belge Türk tarihindeki önemli yerini almıştır.


Misâk-ı Millî'nin Amaç ve Hedefleri:

Misâk-ı Millî Programı, giriş kısmı ile altı maddeden oluşmaktadır. Burada yer alan madde ve hükümleri ayrı ayrı değerlendirdiğimizde ise şu hususlar açıkça anlaşılmaktadır:

1. maddede, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihine kadar, düşman devletlerinin işgali altında kalan Arap çoğunluğunun yaşadığı yerlerdeki halka kendi geleceklerini tayin edebilme hakkının tanınması istenmektedir. Ayrıca mütarekenin çizdiği sınır içinde ve dışında din, ırk veya gaye bakımından birbirine bağlı Osmanlı-İslâm çoğunluğunca yerleşik bölgelerin tamamının bölünmez bir bütün olduğu belirtilmektedir. Böylece mütarekenin imzalandığı sıralarda elimizde bulunan topraklardan katiyetle taviz verilemeyeceği, hatta sınır dışında kalan ve Müslüman milletlerce yerleşik olan bölgelerin ülkemizin tabi uzantısını oluşturduğu ifade edilmektedir.

2. maddeye göre, halkı hür kalır kalmaz Anavatan'a kendi istekleri ile katılan, Kars, Ardahan ve Batum'dan oluşan üç sancak için gerekirse yeniden serbestçe halk oyuna başvurulması kabul edilecektir. Böylece halkının çoğunluğunu Türkler'in meydana getirdiği üç sancağın, Anavatan'ın ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanmaktadır.

3. maddeye göre, Batı Trakya'nın hukukî durumunun belirlenmesi oradaki halkın vereceği oylara uygun olmalıdır. Böyle bir kararın alınmasında ise Batı Trakya'nın nüfus yapısı etkili olmuştur. Çünkü Lozan Barış Konferansı sırasında sunulan belgelerden (Yunanistan'ın elinde bulunan) Batı Trakya'da (129.118 Türk, 33.904 Rum, 26.266 Bulgar, 1480 Yahudi, 923 Ermeni'nin yaşadığı), nüfusun %76.5'ini Türk, %23.5'ni diğer unsurların teşkil ettiği görülmektedir [7]. Bu demografik yapı, halkoyuna başvurulduğu taktirde, Batı Trakya halkının Türkiye'ye bağlanmak isteyeceğini göstermektedir.

4. maddeye göre, İslâm Halifeliği'nin, Saltanatın ve Osmanlı Hükûmeti'nin merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi'nin güvenliği, her türlü tehlikeden korunmalıdır. Bu esasın saklı kalması şartıyla, devletimizle diğer ilgili devletlerin ortaklaşa alacakları kararlar çerçevesinde Akdeniz ve Karadeniz Boğazları dünya ulaşımına açılmalıdır. Böylece İstanbul, boğazlar ve çevresinde kayıtsız şartsız Türk hakimiyetinin sağlanması ve yabancıların boğazlardan geçişlerinde tabi olacakları kuralların Türk Devleti'nin onaylayacağı bir tarzda düzenlenmesi öngörülmektedir.

5. maddeye göre, ülkemizdeki azınlıkların hakları, İtilâf Devletleri ile diğer devletlerin arasında, azınlıklara dair yapılan antlaşmalardaki esaslar çerçevesinde, civar ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haklardan faydalanması şartıyla, tarafımızdan tanınacak ve sağlanacaktır. Bu suretle, ülkemizdeki azınlıklara devletlerarası antlaşmalar çerçevesinde kararlaştırılan hak ve hürriyetlerin verileceği ifade edilmektedir. Ancak diğer devletlerdeki Türkler'in, aynı insan hak ve hürriyetlerinden istifade edebilme şartı öne sürülerek mütekabiliyet prensibinin uygulanacağı vurgulanmaktadır.

6. maddeye göre, millî ve iktisadî gelişmemizi imkânlar çerçevesinde gerçekleştirmek ve çağdaş, düzenli bir idare kurabilmek için, her devlet gibi, ülkemizin de, tam bağımsızlığa ve hürriyete kavuşması lâzımdır. Bunun sağlanması için ise; siyasî, adlî, malî ve gelişmemizi önleyecek diğer sınırlamalara karşı olduğumuz, borçlarımızın ödeme şartlarının da bu esaslara uygun düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Böylece Türk Devleti'nin tam bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmasını önlediği için yabacı müdahalelere ve kapitülasyonlara izin verilmeyeceği bildirilmektedir.
Misâk-ı Millî'de tespit edilen ilkeler yalnız millî mücadele yıllarında değil, ondan sonraki dönemlerde de Türk dış politikasının temelini teşkil etmiştir. Bu sebeple Atatürk, Misâk-i Millî'yi "milletin emelleri ve maksatlarının kısa bir programı" [8] olarak tarif etmiştir. Söz konusu özelliklerinden dolayı Misâk-ı Millî üzerinde, kabulünden günümüze kadar, çeşitli tartışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında en çok tartışılan konu ise sınırlar meselesidir. Bu yüzden, Misâk-ı Millî sınırlarımızın nerelerden geçtiğini belirtebilmek, Atatürk dönemindeki Türk dış politikasının millî hedeflerinin neler olduğunu anlayabilmek ve konuyla ilgili gerçekleri görebilmek için, Atatürk'ün düşünce, ifade ve icraatlarından örnekler vermek ve 1920'lere ait belgeleri değerlendirmek mecburiyetindeyiz.

Mustafa Kemal Paşa, 28 Aralık 1919 tarihinde, Ankara'da, kentin ileri gelenlerine verdiği konferansta, Wilson prensiplerindeki hükümlere, Osmanlı Devleti'nin durumuna ve İtilâf Devletleri'nin memleketimizi haksız yere işgal etmelerine değinmiştir. Devamında Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde, Türk kuvvetlerinin hakimiyetinde bulunan yerlerin millî sınırlarımızın dahilinde olduğunu ifade etmiştir. Bu arada Erzurum ve Sivas kongrelerinde belirlenen yeni Türkiye'nin güney, güneydoğu sınırlarından ayrıntılı bir şekilde bahsetmiştir:

"Mütareke akdolunduğu gün ordularımız fiilen bu hatta hakim bulunuyordu. Bu sınır, İskenderun Körfezi'nin güneyinden, Antakya'dan Halep ile Katma İstasyonu arasında, Cerablus Köprüsü güneyindeki Fırat Nehri'ne ulaşır. Ordan Deyrizora iner; ondan sonra doğuya uzatılarak, Musul, Kerkük, Süleymaniye'yi ihtivâ eder. Bu sınır ordumuz tarafından silâhla müdâfaa olduğu gibi aynı zamanda Türk ve müslüman unsurların iskan ettiği vatanımızın kısımlarını sınırlar. Bunun güney tarafında Arapça konuşan dindaşlarımız vardır. Bu sınır dahilinde kalan memleketimizin kısımları câmi'a-i Osmâniye'den ayrılmaz bir bütün olarak kabul edilmişdir" [9].

Yukarıdaki ifade değerlendirildiğinde, Misâk-ı Millî'nin birinci maddesiyle, Türkiye'nin yeni sınırlarını, özellikle güney sınırını, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı gün, orduların durumuna göre, "hatt-ı mütareke" olarak adlandırılan hattın teşkil etmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca güney sınırımız oldukça ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Burada sınırımız İskenderun Körfezi'nin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasındaki Cerablus Köprüsü'nün güneyinde Fırat Nehri'ne uzanan ve oradan Deyrizora inen, doğuya doğru ise Musul, Kerkük, Süleymaniye'yi içeren bir hat olduğu ve Türk, Kürt ve İslâm unsurlarının yaşadığı bu yerlerin vatanımızın bölünmez bir parçasını teşkil ettiği kaydedilmiştir.

Musul, Kerkük ve Süleymaniye'nin Misâk-ı Millî sınırlarımız içinde yer aldıklarını ispatlayan diğer önemli arşiv belgeleri de bulunmaktadır. TBMM milletvekilleri tarafından 28 Ekim 1922 tarihinde hazırlanan ve Bakanlar Kurulu ile Dışişleri Bakanlığı'na gönderilen bir tutanakta:
"Musul, Süleymaniye, Kerkük, Türkiye'nin ayrılmaz kısımlarından olup Misâk-ı Millî göre hakimiyetimiz altına alınacağı şüphesiz olduğundan bu dahi arz etdiğimiz sûretle sınırın yeniden düzenlenmesi zorunlu ve gereklidir." [10]
denilmek suretiyle Musul, Süleymaniye ve Kerkük'ün Türkiye'nin ayrılmaz parçaları oldukları vurgulanarak Misâk-ı Millî gereğince, söz konusu yerlerin hakimiyetimiz altına alınmasının ve sınırlarımızın buna göre düzenlenmesinin zorunluluğu bildirilmektedir.

Doğu (Kafkas) Cephesi'ne gelince, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde, Türk kuvvetleri Kuzeybatı İran, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'ya hakimdi [11]. Fakat, Mondros Mütarekesi'nin 11. ve 15. maddelerine dayanan İngilizler, 11 Kasım 1918'den itibaren Türk Birlikleri'ni 1914 yılındaki harpten önceki Türk-Rus hududuna dönerek, Kars, Ardahan ve Batum'u boşaltmaya zorlamışlardır. Böylece Brest-Litovsk Antlaşması ile alınan üç sancak, ayrıca Kuzeybatı İran ve Kuzey Kafkasya, Mondros Mütarekesi gereğince terkedilmiştir [12]. Bununla birlikte söz konusu yerlerin, özellikle Kars, Ardahan ve Batum'un, Anavatana bağlanması için yoğun faaliyetlere devam edilmiştir.

Kars, Ardahan ve Batum'un, millî sınırlarımız içinde düşünüldüğünü doğrulayan çok sayıda belge ve birinci elden kaynak bulunmaktadır. Örneğin "TBMM Gizli Celse Zabıtları"nda bulunan kayıtlara göre, TBMM'nin 21 Mart 1337 (1921) tarihli gizli oturumunda, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Sovyetler Birliği'yle ilgili ilişkilerimiz tartışılmıştır.

Konu üzerinde konuşan Mustafa Kemal Paşa, Kars, Ardahan ve Batum'un ve tabiatıyla bu bölgenin dahilinde bulunan Batum'un Misâk-ı Millî'de yer aldığını, Batum'un ülkemize dahil edilmesi için öncelikle barış yollarının deneneceğini, ancak netice alınamazsa gerekli diğer tedbirlere başvurulacağını açık bir dille şu sözlerle ifade etmiştir:
" Misâk-ı Millî'miz ve hududu millimiz dahilinde olduğunu iddia ettiğimiz Elviye-i Selâse'de (Kars, Ardahan ve Batum'dan oluşan üç sancak) ahalinin oyuna müracaat etmek suretiyle Kars, Ardahan ve Batum'u almak istiyoruz veyahut herhangi bir şekilde bir fikrimizi azami bir surette temin etmek istiyoruz...".
"...Binaenaleyh almak istiyor isek alınacak zaman bu defadır; alınacak an bu dakikadır. Sulh ile alınır; sulh ile alınamazsa tabiatıyla cebren alınır...".
" ... Harbetmemek için ne yapmak lazımsa (yapacağız. Çünkü, her zaman arz edildiği üzere Büyük Millet Meclisi'mizin takip ettiği siyaset) harp siyaseti değildir; barış yoluyla fayda sağlamaktır...".
"...Misâk-ı Millîmiz'de Kars, Ardahan ve Batum bizimdir, diyoruz. Vereceğiniz kararı... Bunun sureti teminidir. Onu düşününüz, ona karar veriniz;... Hey'et-i Vekîle tatbik edecektir." [13]
Resmî yazışmalarla meclisteki müzakerelerden de açıkça görüldüğü üzere 1920'li yıllarda, bütün milletvekilleri, Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanlığı ve ilgili kurumlarla kuruluşlar tarafından Kars, Ardahan ve Batum, Misâk-ı Millî sınırlarımız dahilinde düşünülmekte ve buraların ülkemize katılması için yoğun çaba harcanmaktadır.

24 Nisan 1920 tarihinde, yani TBMM'nin açılışının hemen ikinci gününde, Mustafa Kemal Paşa, Misâk-ı Millî metninde sınırlarla ilgili yer alan hususları ve buna dayanılarak Ankara Hükûmeti'nin takip edeceği dış politikayı açıklamıştır. Mustafa Kemal Paşa, hareket noktasını Erzurum Kongresi'nin ve burada alınan kararların teşkil ettiğini hatırlatıktan sonra, konuşmasına şöyle devam etmiştir:
"... Doğu sınırına, Kars-Ardahan, Batum'u dahil ederek düşününüz. Batı sınır Edirne'den bildiğiniz gibi geçiyor. En büyük değişiklikler güney sınırında olmuştur. Güney sınırı, İskenderun'un güneyinden başlar. Halep'le Katıma arasında Cerablus Köprüsü'ne uzanır bir hat ve doğu parçasında da Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük civarı ve bu iki bölgeyi bir diğerine bağlayan hat. Bu sınır sırf askerî düşünceler ile çizilmiş bir sınır değildir, Milli Sınırımız'dır. Milli Sınırımız olmak üzere tesbît edilmişdir. Fakat bu sınır dâhilinde düşünülmesin ki, İslâm unsurlarından yalnız bir cins millet vardır. Bu sınır dâhilinde Türk vardır, Çerkes vardır v.s. bir çok İslam unsuru vardır. İşte bu sınır birlikte yaşayan, bütün maksatlarını, bütün mânâsıyla birleştirmiş olan kardeş milletlerin, Milli Sınırı'dır. (Hepsi İslâm'dır, kardeştir)." [14]
Mustafa Kemal Paşa'nın yukarıdaki konuşmasında da, Misâk-ı Millî'nin hedeflediği sınırların genel hatları oldukça açık bir tarzda belirtilmektedir. Öyle ki; Doğu'da , Kars, Ardahan ve Batum'dan oluşan üç Sancak Anavatan'a dahil edilmektedir. Güney sınırımızın İskenderun'un güneyinden başlayarak, Halep'le Katıma arasında Cerablus Köprüsü'ne uzanan bir hat olduğu, buradan doğuya doğru devam ederek Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük yörelerini birbirine bağlayan hattın da ülkemizin sınırları içinde yer aldığı ifade edilmektedir. Ancak batı sınırımızın Edirne'den geçtiği kaydedilmektedir. Bununla birlikte, Misâk-ı Millî'nin 3. maddesindeki Batı Trakya'yla ilgili hüküm bu ifadeyle bir bütünlük içinde düşünüldüğünde, Söz konusu sınırın Edirne'nin Batısı'na doğru uzandığı anlaşılmaktadır [15].

Yukarıdaki belgelerde, özellikle Mustafa Kemal Paşa'ya ait beyanatlarda, önemli olan hususlardan biri de, bahsedilen sınırların, sadece askerî düşüncelerle çizilmediğinin, millî sınırlar olarak tespit edildiğinin vurgulanmasıdır. Ama bu millî sınırlar içinde, Türkler'in yanısıra, başka İslâm unsurlarının yaşadığı kaydedilmektedir. Bunlar ise ortak geçmişi olan kardeş milletler olarak telâkki edilmektedir. Buradaki Türk ve diğer unsurların yaşadığı yerlerin millî sınırlar içinde yer aldığı, millî birlik ve beraberlik ruhu içinde "vatan" oluşturduğu ve ülkemizin ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiği belirtilmektedir. Ayrıca Atatürk, ülkenin bölünmezliğiyle millî birlik ve beraberlik konusuna değinirken son derece hassasiyetle durmaktadır.

Atatürk kendi el yazısıyla yazdığı belgede:
"Bugünkü Türk milletinin siyasî ve toplumsal yapısı içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hâtta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin baskıcı devirlerinin ürünü olan bu yanlış isimlendirmeler birkaç düşman âleti, mürteci beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir durum meydana getirmemiştir. Çünkü, bu milletlerin bireylerided tüm Türk toplumu gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar."
sözleriyle, Türk milletini parçalamak ve ayrı gruplara bölmek amacıyla vatandaşlarımıza Kürt, Çerkez, Laz, Boşnak gibi farklı milletler oldukları tarzında fikirlerin aşılanmaya çalışıldığını, bu propaganda ve yanlış isimlendirmeleri düşman vasıtası olan bazı mürteci ve beyinsizlerin benimseyerek yürüttüğünü, bunun ise ortak geçmişe, kültüre, adet ve geleneklere sahip olan milletimizi rahatsız etmekle birlikte başarıya ulaşmadığını ve bu bolücü düşünceleri sadece düşmana hizmet edenlerle beyinsizlerin benimsediğini belirtmiştir 16

Halkımızı doğduğu veya yaşadığı bölgelere göre ayırmaya ve millî birlik ile beraberliğimizi zayıflatmaya yönelik faaliyetlere de karşıdır. Bu konuyla ilgili:
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır." 17
diyerek ülkemizin farklı bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımızın aynı kökten geldiklerini ve aynı soylu milletin kollarını teşkil ettiklerini açık bir şekilde dile getirmiştir.

Mustafa Kemal'in, diğer bir ifadesinde de:
"...Yabancıların teşvikiyle veyahut ekmeğini yediği toprağa nankörlük ederek millî varlığımızı zedelemek, bozmak teşebbüslerinde bulunacakların fenalıklarına set çekmek, pek tabiî ve zarurîdir. Bugün en büyük, en kuvvetli ve en medenî milletlerin bu gibi meselelerde bize nispetle pek sert ve zorlayıcı muamelelere teşebbüs etmekte olduğu herkesçe bilinmektedir." [18]
diyerek ihanette bulunanlara, ülke bütünlüğümüzü parçalamaya, millî birlik ve beraberliğimizi bozmaya veya başka zararlı faaliyetlerde bulunmaya teşebbüs edenlere katiyetle müsaade edilmemesinin gerektiğini önemle vurgulamaktadır. Ayrıca gelişmiş ülkelerle medenî milletlerin, bu gibi meselelerde çok sert tedbirlere başvurduklarının herkesçe bilindiğine dikkat çekmektir.

Verdiğimiz bu örnekler dahi, Atatürk'ün, Misak-ı Milî sınırlarımız içinde milletimizle memleketimizin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurgulaması açısından önemlidir. Burada, bölge ayrımı yapılmamaktadır. Ayrıca doğu, güneydoğu ve güney bölgelerimizi Anavatanımızın diğer yerlerinden ayıracak bir statünün oluşturulmasından, federal bir sistemin tesis edilmesinden veya bütünlüğü, birliği, beraberliği zedeleyecek herhangi başka bir idare tarzının kurulmasından da söz edilmemektedir. Tam tersine birlik-beraberlik ruhu içinde, Misak-ı Millî sınırlarını kapsayan, bölünmez, üniter bir Türk Devleti'nin varlığını sonsuza kadar devam ettirmesi öngörülmektedir.

21 Mart 1923 tarihinde, Adana Türk Ocağı'nda düzenlenen bir toplantıda, Mustafa Kemal Paşa yaptığı konuşmada ülkemizin genel durumu, iç ile dış tehlikelerden, özellikle bazı unsurların Türk toprakları üzerindeki iddialarından bahsederken:
"...Memleketiniz sizindir, Türklerindir..."

"Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır." [19]
diyerek ülkemizin, geçmişte, olduğu gibi, gelecekte de, kısacası her zaman Türk vatanı kalacağını açıkça vurgulamaktadır.

Pof.Dr.Tahsin Banguoğlu, yaptığı araştırmalarda, Mustafa Kemal Paşa'nın resmî beyanları dışında, güney ve doğu sınırlarımızdaki Misâk-ı Millî'nin hedeflerini gösteren iki belgenin varlığından bahsetmektedir. Bunlardan birincisi TBMM'nin açılışından sonra, Tayfur (Sökmen) Bey'in Mustafa Kemal'e gönderdiği mektup ve aldığı cevaptır. Tayfur Sökmen Bey mektubunda Hatay'la ilgili:
"Sancak Millî Misâk'a dahil midir?" sorusunu sormaktadır.
Mustafa Kemal Paşa ise bu soru i telgrafla, tartışma yapılamayan ve kesin bir anlam taşıyan şu önemli cevabı vermiştir:
"Türklerin yaşadığı her yer Millî Misâk'a dahildir." [20] Aynı tarihlerde kendisine Berlin'den mektuplar yazan Talat Paşa'ya verdiği bir cevap da ikinci belgeyi teşkil eder. Burada Mustafa Kemal Paşa sınırlarımızdan bahsederken:
"Türkçe ve Kürtçe konuşulan bütün vilâyetlerimiz bizim olacaktır"
demektedir [21].

Çünkü O'na göre Türkçe ve Kürtçe konuşan bütün boylar aynı milleti teşkil etmektedir. Bunlar da aynı devletin içinde yer almalıdır. Nitekim, 1923 Lozan Konferansı sırasında, Anadolu Türklüğü'nü parçalamayı hedef alan Batılı diplomatların görüşleri karşısında İsmet İnönü:
"Kürt halkının, İran kökenli olduğu öne sürülmüştür. Oysa bu iddiayı Kürtlerin Turan kökenli olduğunu kabul eden Encyclopedia Britannica yalanlamaktadır. Zaten Anadolu'yu tanıyanlar bilirler ki, gerek töre, gerek gelenek ve görenek bakımından Kürtler hiçbir yönden Türklerden farklı değillerdir." [22]
sözleriyle Türk Heyeti adına, Türk-Kürt ayrımını reddetmiştir. Zaten Lozan'da, Kürtlerin, Türkler'den ayrı bir unsur olmadığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla Lozan Antlaşması'yla bu vatandaşlarımız azınlıklar grubuna dahil edilmemiştir. Bu yüzden son yıllarda yabancı güçlerin ve ülkemizdeki bazı çevrelerin ayrı bir millet yaratma çabaları hem ilmî esaslara, hem de milletlerarası antlaşmalara dayanmamaktadır. Tamamen Türkiye'yi zayıflatmaya, bölmeye ve Sevr Antlaşması'nı gerçekleştirmeye yönelik emperyalist devletlerin amaçları doğrultusunda yürütülen planlı faaliyetler zincirinin halkalarından birini teşkil etmektedir.


Amaçlanan ve Gerçekleşen Milli Sınırlar:

Batılıların desteğindeki Yunanistan'ın mağlup olması sonucunda, 11 Ekim 1922 tarihinde, Mudanya Mütarekesi imzalanmıştır. Bunu takiben (20 Kasım 1922'de) Lozan Barış görüşmeleri başlamıştır. Lozan'da Türkiye'nin hareket noktası Misâk-ı Millî'ydi. Misâk-ı Millî sınırları dahilinde ise, başta Boğazlar hakimiyeti, Batı Trakya, Ege Adaları, Hatay, Musul Vilâyeti, Elviye-i Selâse'nin ülkemize dahil edilmesi ve iktisadî bağımsızlığın sağlanması yer almaktaydı. Yani Türklerin çoğunlukta bulunduğu yerlerde, her bakımdan bağımsız bir Türk Devleti'nin kurulması amaçlanmıştır. Zaten Türkiye bunu aşan bir talepte de bulunmamıştır. Fakat Müttefikler, 1914'ten önce terkedilen yerleri bu konferansta görüşmeye yanaşmamışlardır. Onlar, I. Dünya Savaşı'nın mağlubu olan bir Türkiye ile müzakerelerini sürdürme ısrarında idiler.

Müttefikler, Osmanlı Devleti üzerindeki iktisadî, malî vd. imtiyazlarından çok zor vazgeçmişlerdir. Yeni Türkiye'nin sınırları konusunda ise Mudanya Mütarekesi sınırlarını savunarak geri çekilmek istememişler, Boğazlar üzerindeki fiilî hakimiyetlerinden vazgeçmemişler, Hatay ve Musul Vilâyeti gibi yerleri vermeye yanaşmamışlardır. Bu yüzden 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'yla Misâk-ı Millî'de öngörülen hususların tamamı gerçekleşmemiştir. Bununla birlikte, Lozan'da elde edilen neticeler asla küçümsenemez. Çünkü o günkü siyasî şartları, milletimizin durumunu, devletimizin askerî gücünü, malî ve iktisadî yapısını gözönünde bulundurduğumuzda elde edilen neticeler gerçekten inanılmazdır. Ordusuyla bütünleşen Türk milleti, büyük fedakârlıkla verdiği mücadele sonucunda, yüzyıllardan beri yarı sömürge haline gelen devletlerinin millî sınırları içindeki istiklâlini kurtarmayı başarmıştır. Lozan'la birlikte tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurulmuştur.

Ancak Atatürk'ün, Lozan'da elde edilen sonuçlardan ne derecede memnun olduğunu belirtmek hayli zordur. Atatürk, burada ülkemizin sınırlarıyla ilgili alınan kararları Misâk-ı Millî ve millî menfaatler doğrultusunda değiştirmeyi düşündüğü de bir gerçektir. Nitekim Amerikalı General Mc. Arthur'un, "Hatıralarında", "Büyük devlet adamlarından biri" olarak tanıdığını ifade ettiği Atatürk'le 1933'te Ankara'da yaptığı bir mülâkat buna örnektir.

Mülâkatta şöyle denilmektedir:
"Atatürk, Ankara'daki karşılaşmamızda bana: "Almanya'ya dikkat edin, eğer diğer devletler akıllı davranmazlarsa bu haliyle Almanya ikiye bölünecek ve bundan en fazla Rusya kazançlı çıkacak." dedi.

"Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir?" diye sorduğumda ise:

"Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük, ve Adalar'ı geri alacağım. Selânik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım." cevabını verdi." [23]
Buradan da, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, Misâk-ı Millî'den vazgeçmediğini, hedefe ulaşmak için ise uygun bir ortamın meydana gelmesini beklediğini görüyoruz. Bu arada Atatürk'ün bir maceraperest olmadığını vurgulamak gereklidir. O, büyük devletlerle komşularımızın iktisadî, malî, askerî güçleriyle takip edecekleri politikaları ve Türkiye'nin durumunu göz önünde bulundurarak dış politikamızı tespit etmiş ve uygulamıştır. Bu yüzden Misâk-ı Millî'yi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan şartların oluşmasını beklemiştir. Bunun örneğini ise Boğazlar ve Hatay meselelerinde görmemiz mümkündür.

Hayatı boyunca Misâk-ı Millî'nin hedeflerini gerçekleştirmek isteyen Atatürk, II. Dünya Savaşı öncesinde, Avrupa devletleri arasında meydana gelen gergin ortamdan istifade ederek, Boğazlar konusunu 1933 yılından itibaren milletlerarası platformdaki gündemlere yeniden getirmeye başlamıştır. Sonuçta 20 Temmuz 1936'da imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi'yle, Lozan'da Boğazlar'a konulan bütün sınırlamalar kaldırılmış ve Türkiye'nin bölge üzerindeki hakimiyeti kabul edilmiştir [24].

Atatürk, Boğazlar konusundan hemen sonra, Misâk-ı Millî sınırlarımız dahilinde bulunan Hatay'la da yakından ilgilenerek meseleyi millî menfaatlerimiz doğrultusunda çözmeye çaba harcamıştır. Hatay meselesi, Atatürk'ün kararlı tutumu, ileri görüşlülüğü ve barışçı formülleri çerçevesinde, savaşa lüzum kalmadan, 1938'de Milletler Cemiyeti'nin gözetimi altında yapılan halk oylaması sonucunda, Hataylıların Suriye ve Fransa idaresini reddetmesi, 2 Eylül 1938'de toplanan Hatay Millet Meclisi'nce bağımsız Hatay Türk Devleti'nin kurulduğunun ilân edilmesi ve 23 Haziran 1939'da Hatay Meclisi'nin Türkiye'ye katılma kararı vermesi tarzında aşamalı olarak çözümlenmiştir [25].

Bu suretle Atatürk, kısa ömrünün son yıllarında, Misâk-ı Millî'nin Lozan'da kabul ettiremediğimiz iki maddesini gerçekleştirmiştir. Söz konusu gelişme ise, dirayetli, kararlı, ileri görüşlü bir lider ile güçlü bir devletin barış yoluyla millî hedeflerine ulaşabileceğini açıkça göstermektedir. Ancak, Atatürk'ün yukarıdaki ifadeleri, direktifleri ve icraatları yanlış anlaşılmamalıdır. O, katiyetle irredandist, saldırgan ve emperyalist bir düşünceye sahip değildir. Atatürk'ün sınırlarla ilgili sözlerini ve hedeflerini zamanın şartları ve imkânları çerçevesinde değerlendirmemiz gerekir. Atatürk'ün belirlediği bu millî hedef, XIX ve XX. yüzyıllarda, Türk devletinin zayıflığından istifade edilerek zorla, haksız yere, işgal edilen vatan topraklarıyla esaret altına alınan soydaşlarımızın kurtarılması olarak algılanmalı ve Türk milletinin kendi haklarını meşru müdâfaa çerçevesinde savunması olarak düşünülmelidir.

28 Ocak günü olan diğer olaylar:
28/01/1517    Yavuz Sultan Selim'in başında bulunduğu Osmanlı ordusu, Kahire'ye girdi.
28/01/1854    Mülkiye Mektebi açıldı.
28/01/1921    Mustafa Suphi ve arkadaşları Trabzon'a geldikten sonra iskele kahyası İttihatçı Yahya tarafından bir motora bindirildiler ve gece denizde öldürüldüler.
28/01/1921    Albert Einstein evrenin ölçülebileceğini öne sürdü. Bilim dünyasında bir tartışma başlattı.
28/01/1923    İzmit ilinin adının Kocaeli olarak değiştirilmesi İçişleri Bakanlığı’nca onaylandı. 
28/01/1925    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası İstanbul şubesi açıldı.
28/01/1929    İstanbul'da bir otomobil montaj fabrikası kurmak için Ford şirketi ile Maliye Vekaleti arasında imzalanan anlaşma Meclis'te kabul edildi.
28/01/1939    İstanbul Tramvay Şirketi 1.570.000 liraya devletçe satın alındı.
28/01/1982    Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan öldürüldü; saldırıyı "Ermeni Katliamı Adalet Komandoları" örgütü üstlendi.
28/01/1983    Ermeni militan Levon Ekmekçiyan Ankara Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. Levon Ekmekçiyan dokuz kişinin öldüğü Esenboğa baskınını gerçekleştirmekten yargılanmıştı.
28/01/1986    Amerikan uzay mekiği Challanger kalktıktan 72 saniye sonra patladı; mekikte bulunan 7 kişi öldü.
28/01/1986    Sakıp Sabancı, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD) başkanlığına seçildi.
28/01/1987    Türkiye, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonu'na kişisel başvuru hakkını çekince koyarak kabul ettiğini açıkladı.
28/01/1992    Anayasa Mahkemesi Türkiye Birleşik Komünist Partisi'ni kapattı.
28/01/1993    Genelkurmay Başkanlığı, "darbe devrinin" kapandığını açıkladı.
28/01/1994    Türk savaş uçakları PKK'nın (Kürdistan İşçi Partisi) Kuzey Irak'taki Zeli kampını bombaladı.
28/01/1997    Promosyon Yasası yürürlüğe girdi. Süreli yayın kuruluşları kültürel amaçlar dışında promosyon yapamayacak.
28/01/1997    Güney Afrika'da ırkçı yönetim döneminde görevli dört polis devrimci öğrenci lideri Stephen Biko'yu 1977'de öldürdüklerini resmen itiraf etti.
28/01/2004    Türk Lirası'ndan altı sıfır atılmasını ve para biriminin ''Yeni Türk Lirası'' olmasını öngören yasa tasarısı, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi


Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden Kullanici yonetici (06 Şubat 2009, 19:32:53)
umde

Aktif Üye
**
Üye Puanı 104
Çevrimdışı Çevrimdışı
Üye No: 7273
Mesaj Sayısı: 361
Nereden: Sakarya

312 Mesajina Toplam
755 Kere Tesekkür Edildi
71 Mesajina Toplam
104 Kere Üye Puani Verildi

Üyelik Bilgileri
: Bugün ne oldu? 29 Ocak
« Yanıtla #14 : 31 Ocak 2009, 05:32:24 »

Karl Benz, 29 Ocak 1886'da benzinle çalışan ilk otomobilin patentini aldı.
Alman makine mühendisi ve motor tasarımcısı olan Karl Benz, 26 Kasım 1844'te doğdu. Benz, yaygın olarak benzinle çalışan otomobilin mucidi olarak bilinir.

Çağdaşları olan diğer Alman mucitler olan Gottlieb Daimler ve Wilhelm Maybach ile aynı anda aynı proje üzerinde çalışmışlardır, ancak Benz önce çalışmasının, ardından da içten yanmalı motorun otomobillere uygulanabilirliğini sağlayan bütün süreçlerin patentini almıştır. Karl Benz 1878'de tasarladığı ilk motorunun patentini 1879'da almıştır.

Benz 1885'te dünyanın satmak amacıyla üretilen ve benzin motoruyla çalışan ilk otomobili olan Motorwagen'i üretti.

Üç tekerlekli, önden döndürülen bu arabada motor arka tarafta, yolcuların tam altındaydı. Diğer icatları arasında, karbüratör, gaz / fren sistemi, bir pilden elektrostatik kıvılcımlanmayla ateşleme sistemi, buji , debriyaj, vites değiştirme sistemi, ve radyatör vardır.

Karl Benz 1896'da boxer tipi motoru tasarlamış ve gene aynı yıl patentini almıştır. Bu motor hala motorsporlarında temel tasarım prensibi olarak kullanılır.

Benz ayrıca Daimler-Benz, Mercedes-Benz, ve Daimler Chrysler şirketlerinin atası olan Benz Şirketi'ni de kurmuştur. Ölmeden önce icatlarının sayesinde olan 1920lerdeki otomobil patlamasını görebilmiştir.

29 Ocak günü olan diğer olaylar:
29/01/1915    İlk zeplinli saldırı Paris üzerinde yapıldı.
29/01/1921    Mustafa Suphi ve on dört arkadaşı öldürüldü.
29/01/1923    Mustafa Kemal Paşa İzmir'de Latife Hanım'la evlendi.
29/01/1928    Bursa Amerikan Kız Koleji Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı. Okulda Hıristiyanlık propogandası yapıldığı iddia edildi.
29/01/1930    İspanya diktatörü General Primo de Rivera öğrencilerin gösterileri sonucu istifa etmek zorunda kaldı; başbakanlığa General Damosa Berenguer atandı.
29/01/1931    Menemen Olayı davasında 37 kişi idama mahkum edildi ve karar Meclis'in onayına sunuldu.
29/01/1932    Sultanahmet Camii'nde sekiz hafız Türkçe Kuran okudu.
29/01/1934    Leblebici Horhor Ağa filminin çekimi bitti.
29/01/1937    Sovyetler Birliği'nde Stalin muhalifi13 kişi ölüm cezasına çarptırıldı.
29/01/1941    Yunan Başbakanı General Metaksas öldü.
29/01/1944    Dünyanın en büyük savaş gemisi Missouri denize indirildi.
29/01/1950    Savaştan sonraki ilk turist kafilesi İstanbul'a geldi.
29/01/1950    İran'da üç deprem oldu;1500 kişi öldü.
29/01/1967    Şair Hüseyin Korkmazgil tutuklandı. Kızılırmak adlı şiir kitabında komünizm propagandası yapmakla "suçlandı".
29/01/1971    Güven Partisi adını Milli Güven Partisi olarak değiştirdi.
29/01/1978    Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) kuruldu.12 Eylül askeri darbesinden sonra16 Ekim1981'de diğer partilerle birlikte kapatıldı.
29/01/1979    Çin Başkan yardımcısı Deng Xiaoping, ABD Başkanı Jimmy Carter ile Çin ve ABD arasındaki düşmanlığa son veren tarihi anlaşmayı imzaladılar.
29/01/1981    Şair Özdemir Asaf 58 yaşında İstanbul'da öldü.
29/01/1983    Sol görüşlü Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kambur İzmit'te idam edildi.
29/01/1988    Dolar 1385 liraya fırladı. Polis Tahtakale'yi bastı ve döviz alışverişini engelledi.
29/01/1991    Anayasa profesörü Tarık Zafer Tunaya 75 yaşında İstanbul'da vefat etti
29/01/2005    Çin'den 55 yıl aradan sonra ilk defa Tayvan'a uçak seferi düzenlendi.
29/01/2005    Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk öğretmenlerinden Saliha Nimet Altınöz, Marmaris'te öldü.


 
Kayıtlı

Bağımsızlık benim karakterimdir...
umde Nickli Üyemize Tesekkür Eden 3 Kullanici teksen71 (18 Mart 2009, 13:59:33), yonetici (06 Şubat 2009, 19:33:03), metanoya (31 Ocak 2009, 08:01:10)
Sayfa: [1] 2 3 ... 15   Yukarı git
  Yazdır  
« önceki sonraki »
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
6000 numaralı üyemiz Powerslave oldu... Yeni
KUTLAMA ve TAZİYE
metanoya 0 607 Son Mesaj 28 Kasım 2008, 01:42:57
Gönderen: metanoya
gülben ergen giden günlerim oldu Yeni
VİDEOLAR
muratti 0 651 Son Mesaj 17 Ağustos 2009, 11:35:08
Gönderen: muratti
Dünya nüfusu ne kadar oldu? Yeni
HER TELDEN
Lütfi 0 246 Son Mesaj 09 Ocak 2011, 11:12:45
Gönderen: Lütfi
Dersim'de ne oldu Atatürk ne yaptı Yeni
DİĞER
hoca 0 1141 Son Mesaj 25 Mayıs 2011, 22:05:47
Gönderen: hoca
Bugün On Kasım Perşembe Yeni
DÜŞÜNCE YAZILARI
osman7159 0 160 Son Mesaj 10 Kasım 2011, 18:09:20
Gönderen: osman7159

Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC | Sitemap
Siteniz bizden Sitenizi yapalim
|Site Map | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
Yükleniyor...